Ne bulduğun ganimet ne yitirdiğin kayıp.
Yanımızdan geçtiler.
Yanındakini teselli mi ediyordu, nasihat mı veriyordu bilmem.
Biz ağır yürüyüşümüze devam ettik.
Tepeyi aştık.
Aşağıda oturmuşlar tüttürüyorlardı.
Yanlarından geçtik.
İçimde cümleyi söyleyen adamın dönüp yüzüne bakma isteği belirdi.
Döndüm, baktım.
Tanıdım.
O beni tanımadı.
Yüzündeki bıçak yarası izi değişmemişti.
Yürüdük.
Yol üzerindeki bir kahvede çay içtik.
Batak oynanan masada yancılar oyunculardan çoktu.
Bir süre sonra o iki kişi de geldi.
Kahveciyle bir şeyler konuştular.
Hesabımızı ödeyip çıkarken yüzü bıçak yarası izli adam adımla seslendi.
Biraz mahcup baktım.
Bende bir emanetin var dedi, cebinden o Maraş çakısını çıkardı, elime verdi.
Şaşırdım, aldım.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Olacak iş mi, 40 yıl sonra hem de.
Cebimi yakan çakıyı yolda çıkardım.
Üst kısımdaki soyadım hafif kararmıştı.
Çakıyı otluğa doğru fırlattım.
Rahatladım.
Geldiğimiz yoldan döndük.
Arkadaşım arada bir konuşmamı bekler gibi yüzüme baktı, bir şey söylemedim.

%d blogcu bunu beğendi: