Akşamüzeri.
Gri ve serin bir Ankara havası…
Ha yağdı ha yağacak…
İçim bulut kaynıyor.
Yağsa ben de yağacağım, açılsa ben de açılacağım.
Ayrılık acıları, ölüm acıları, yoksulluk acıları, kayıp acıları, o gün okuduklarım, o gün gördüklerim, izlediklerim, bütün bunlar bulutlarını çağırmışlar, havaya ve havama karışmışlar, yoğunlaştırmışlar, grileştirmişler, bulutsulaştırmışlar dünyamı.
Başım önümde yürüyorum.
Başıboş değil, kitapçıları dolaştım, Akçağ’a, Birleşik’e, Aşiyan’a uğradım. Dost Kitabevi’ne gidiyorum aklımca.
Biri öyle çarptı ki cepheden yahut ben ona öyle çarptık ki, onun değneği, benim kitaplarım fırladı.
Engelli yolundaymışım.
Nasıl özür dileyeceğimi bilemedim.
Çok öfkeliydi.
Söylendi de, söylendi.
Baktım, sonu yok bu söylenmenin.
Kızma arkadaşım dedim, ben de körüm.
Oldu bir kere.

%d blogcu bunu beğendi: