Gizli Tanık
Sözcüklerin kendini seçtiği adam, elinde kumanda aleti ekranın karşısında uyuyakalmıştı ki, tartışma programındaki adamın bağırtısıyla tilki uykusundan uyandı.
Adam, “kul ile Allah arasına girilmez!” diye bağırıyordu.
“Asıl siz kendinizi tanrılaştırıyorsunuz” diyordu karşısındaki.
“Siz peygamberi de Allahlaştırdınız!”
Geçen hafta Erzincan seyahatindeyken yemek yediği kebapçının önünden geçen meczubun dışarıda sigara içmekte olan döner ustasının anlayamadığı sözüne karşılık, “korkma, Allah, Allahlığını kimseye vermez!” deyişini hatırladı.
Kibrin Zamanaşımı
“Bağışla!” dedi kadın.
Adam, “bağışlama O’na özgüdür” dedi.
Alt Edici Algı
Eşiyle lunaparktaki radara bindiler.
Yükselip iniyor, sağa sola yatarak hızla gidiyorlardı.
Süre dolunca raylı sistem durdu.
İndiler.
Kadının heyecanı sürüyordu.
Adam ne düşündüğünü sorunca,
“hayata benziyor” dedi.
Yâr
Tatlıcı Âli efendi, Neyzen babayı ziyarete gitmişti.
“Oğlum, şu kâğıda telefon numaranı yazıver” dedi.
Âli efendi yazdıktan sonra,
“efendim” dedi, “merakımı mûcib oldu, hikmeti nedir?”
“Oğlum” dedi Neyzen Baba, “benim yıkanma, kefenlenme, namaz ve sırlanma işlerim sana tevdi edildi…”
Âli efendi şaşırdı,
“aman üstadım bendeniz daha önce hiç yapmadım, bilmem!”
“Oğlum ben anlamam, bu vazife sana verildi.”
Üç gün sonra telefonu çaldı.
Hemen gitti. Neyzen Baba sekerattaydı.
“Oğlum, nerelerdesin, gideceğim seni bekliyorum” dedi Neyzen.
Göçtükten sonra Âli efendi yıkadı, kefenledi, namazını kıldırdı ve sırladı.
Cemaat çekildikten sonra, kabrin başında kıbleye dönerek, Neyzen’in yüzüne doğru, annesinin adıyla seslenerek telkin vermeye başladı.
Çok geçmemişti ki, kabirden Neyzen’in sesi işitildi:
“Oğlum, niçin telkin veriyorsun, biz ölmedik ki!”
Yâr Uçurumdur
Sözün sözlük anlamlarından biri, yara mıdır?
Unutmayla Süslenen Sözcük
“Anne ben gidiyorum, bir isteğin var mı?”
“Yok kızım.”
“Anne, bak buraya da yazdım, telefonun yanına koydum, bir şey olursa beni ara.”
“Tamam kızım.”
“Ben gideyim artık.”
“Tamam da kızım, beni bu yabancı adamla yalnız bırakıp nereye gidiyorsun?”
“Anne o babam. Senin kocan.”
“Beni bu yabancıyla baş başa bırakma kızım!”
Fena ve Kayıp
“Cemil ölmüş.”
“Nee! Ne zaman, nasıl?”
“Cemil, fenanın zincirleme bekâ olduğunu söylerdi. Ölerek kanıtladı.”
“Kalp krizi mi?”
“Cemil, bizler denizin yüzeyindeki kabarcıklarız, derdi. Dalganın kabarmasını doğuma, patlayıp dağılmasına ölüme benzetirdi.”
“Babası da kalpten gitmişti, risk grubundandı…”
“Aynı olaya deniz açısından da bakardı: Dalgaların denizden doğup yine denizde yok olması nedeniyle, denizin hiç değişmediğinden söz eder, bu durumda fena yok olmuştur, derdi…”
“Cenazesi ne zaman, nereden kalkacakmış?”
“Cemil öldü ama gönlümüzde hiç kaybolmayacak.”
Kaçacak Yer Yok mu?
O’ndan başka bir şey yok, her düzeyden görünen O; göründüğü yerde adı değişiyor, tıpkı senin benim gibi. Bazen bana bebek, sana çocuk, ona genç, şuna erişkin, diğerine orta yaşlı, berikine ihtiyar deniyor. Oysa hepimiz biriz. İhtiyaç duyulduğunda zâlim, gerektiğinde gizli köle, istendiğinde aklın uykusu, kimileyin yanlış notayız. Hepimiz tek olanın bedenini dolaşan kan hücreleri gibiyiz. Hücre, vücudun dışına taşabilir mi?
Kaçacak yer yok.
Belki anılara gidilebilir.
Onlarsa hüzünlü.











