Şair olduğunuza ve şiir yazdığınıza pişman oldunuz mu hiç?
Bu işten pişman olanlar da mı var? Kimse kimseye silah zoruyla şiir yazdırmıyor.

Şiirinizi basılı görünce neler hissettiniz?
Hizmet Gazetesinde ilk şiirim basıldığı günlerde romanım da tefrika olmaya başlamıştı. 18 yaşındaydım. Bu heyecanı çok erken tattığım için olacak fazla etkilenmedim. Kupürleri cebimde taşımadım. Onlarca kitabım çıktı, dergiler, ödüller falan. Çok sıradan geldi hepsi de. Bir şiir kitabımın ilk göreceğim baskısını yayınevinden gelen kolisini büromda iki hafta beklettikten sonra açtığımı hatırlıyorum.

Sizi en çok etkileyen 3 şairi söyler misiniz?
Fuzûlî, Şeyh Galip, R.M.Rilke, T.S.Eliot … uzayıp gider listem (yüzlerce)

Tufan olsa ve yeryüzünde tek bir şiir nüshası kalsaydı, o şiirin hangisi olmasını isterdiniz?
Kalem ve tablet kalsın isterim. “Dünde olanlar dünle beraber gitmiştir…” Yeni dünya için söz gerekliyse, cümle yeniden kurulur. Şiir yeniden söylenir.

Şiir yazamamak üzer miydi sizi?
Üzmezdi. Zulme direnmemek üzer. Söyleyecek sözün varsa söylersin, söyleyecek sözü olmayan eşref dem’ini bekler. O dem gelmeyecekse yapacak başka işlerine devam eder. Kimse ola, her daim haddini bilmek gibi irfan olmaz imiş. Bazen susmak en büyük erdemdir, akılsız, bilgisiz yazılmaya çalışılan söz kirliliği kötü travma.

Nasıl yazarsınız? Zaman, mekan önemli midir?
Şiir endişeyle gelir. Bir ima, bir itirazla gelir. Yaşıyor olmam sözümü söylemem için yeterli. Yaşıyor olduğumuz her anın içinde olduktan sonra vakit ve yer önemli değildir.

Şiiri bırakmayı planladığınız bir yaş var mı?
Şaka mı bu? Sözün emekliliği mi olurmuş? Ben yeryüzüne tanık olmaya geldim. Tanık olan tanıklığını yapmak zorundadır. Öldükten sonra bile sözüme devam etmek istiyorum.

Sizden daha genç şairlere 3 altın öğüt verir misiniz? 
Şairlerin en genci benim. Öğüt verme liyakatinden feragat ettim demektir. Kimsenin kimseye tahammülü olmadığı bu zamanda, ne öğüt vermek isterim ne de öğüt almak isterim. Herkes sevdiği işi yapsın.

%d blogcu bunu beğendi: