Mektuplaşıyoruz abi.
Şiir gibi mektuplar yazıyorum, ateş gibi mektuplar alıyorum.
Fotoğrafını istedim gönderdi.
Güzel mi güzel.
Bazen bir torba jeton alıp saatlerce konuşuyorum.
Sesinde bir ceylan ovalarda sekiyor, bazen dağlara doğru koşturuyor, kendi de sesinde bir ceylana dönüşüyor. Hele heyecanlandığında gözümde canlanan hayali fena çarpıyor beni. Aynı boynunu çevirip bakan ceylan. Boynu ve bilekleri ince mi ince.
Kaç defa geleyim dedim, gelemedim.
Bir gün dayanamadım gittim.
Görüştük.
Ne ceylan ama.
Su aygırının ağzından çıkıyormuş o güzelim kelimeler.
Fotoğrafı da kendisine ait değil, iyi mi?
Buz gibi oldum abi, kayaya fena tosladım.
Şimdi sen bu fotoğrafları beğeniyorsun ya, inan o fotoğrafların çoğunun aslıyla alakası yok.
Rötuşlu çoğu.
Şimdikiler yine şanslı, görüntülü konuşuyorlar, kiminle konuştuklarını biliyorlar.
Az önce giden kız var ya, onun kızı, anasına benzememiş maazallah, sesi çekmiş bir.
30 yıl sonra bizim mektupla âşık olduğumuz kızın kızı talebemiz oldu, iyi mi?
Kader işte.
Benim kızım da olabilirdi pekâlâ. Maazallah tabii.
Az önce giden kız geldi.
Allah bağışlasın, çok güzeldi.
Birlikte kalktılar.
Giderken kahveleri ödedi.
Aklından geçenleri yürüyüşünden okudum.
Aklından geçenleri yürüyüşünden okuduğumu hissedip arkasına baktı.
Göz göze gelince dudağının o kıvrımı var ya, oradan bir ceylan çıktı.
Masanın üstünde sekmeye başladı.
Masanın üstü bir ova…
Gayri ihtiyari kül tablasını, fincanı, su bardağını kenara çektim.

%d blogcu bunu beğendi: