Hangi yöne yürüsem aynı yakınlıktayım sana, aynı uzaklıktayım. Yürüyüşümde güvercin tedirginliği var. Kararlı görünüyorum yürürken, büyük “S” nin hüzünle mayalanmış kararlılığında.. Boyuma bakanlar ördek çobanı sanacaklar beni eski zahitlerin muhabbet ehlini beğenmedikleri gibi. Başım, elif üzerinde bir nokta. Nereye yürüsem, senin rengin, kokun, sesinin tazeliği aynı yoğunlukta. Sis! Yoğun sis. Uçsuz bucaksız denizde, yazıda, çölde, birbirinin aynısı sanılan uçsuz bucaksız mekanlarda aradığımın sen olduğunu bilsen de saklıyorsun kendini. Sisler içersindesin, sanki sisin çoğulu olurmuş gibi.

İnsanlar öyle bilirler. Bize karanlık derler, bize sır derler, geceyle karıştırırlar senin muğlaklık harikası varlığını, sis içinde bırakırlar. Sahi, o sis bildiğimiz sis midir?

Saklıyorsun kendini, kendinden, aynalardan, gelip geçen bahardan, geleceğini söyleyip gelmeyen bahardan, gelip geçmeyen bahardan saklıyorsun. Baharlı sözler söyletiyorsun şaire, elma desem de çıkmıyorsun. Ruhum ateşler içinde çiçek çıkarıyor, ateşten tuğlalarla örüyorum tüm bildiklerimi, yine bildik yerdesin; sis içinde. Rüzgar dokunmuyor o yoğunluğa. Rüzgarı saçlarının sarhoşu kıldığından başka diyarlarda esiyor. Saklıyorsun kendini; saçlarından, yüzünden, yüzündeki ayetlerden, ayetlerdeki işaretlerden saklıyorsun.

Kendini saklar mısın hiç? İnsanlar öyle bilirler; bilemediklerini, bulamadıklarını, ulaşamadıklarını saklanmış sanırlar bir yerlere. Bilen için aşikarsın. Yoksa, senin saklanmana nasıl razı olurdu Tanrı?

Şöyle bir rüya: Bir gün kendimi dünyanın bütün bakir vadilerinde, yaylalarında, kayaların cinlerin bile çıkamadığı balkonlarında gezdireceğim. Bir çiçek bulacağım oralarda, aradığımı. O çiçeğin fotoğrafını çekmeyeceğim, resmini yapmayacağım, şiirini yazmayacağım. Dünyanın bitkibilimcilerini, çiçek uzmanlarını haberdar edip böbürlenmeyeceğim. Kimse öyle bir çiçeğin varlığını bilmeyecek. O çiçeğe bir isim de vermeyeceğim. Ne mi yapacağım çiçeği? Bilmem!

Bilmez miyim? İnsanlar bazen çok iyi bildikleri bir şeyi bilmezden gelebilirler.

Dorusunu Tanrı bilir.

Sisin ne sakladığını da.

%d blogcu bunu beğendi: