Temmuz ayının son günü.

Vikinglerin ağaçtan yapılan taşıtlarla açılarak başka yerlere gittikleri denizin kıyılarından birine biz demirden yapılan taşıtla havadan geliyoruz.

Jylland Yarımadası ile Zealand, Fyn, Lolland, Falster, Langeland, Bornholm adaları üzerinde kurulu ve Faroe Adaları’yla buzluk Grönland üzerinde hak sahibi Danimarka Krallığı sınırları içindeyiz.

Yazdığı masallarla ünlü Hans Christian Andersen’in ülkesindeyiz.

Finlandiya, İsveç, Norveç gibi, Danimarka da mutlu insanlar ülkesi!

Baltık Denizi kıyısındaki Kopenhag’a iniyoruz.

Danimarka polisi bir meslektaşlarımıza vize soruyor.

Böylesine gelişmiş bir Ülke’nin pasaport polisinin pasaporttan anlamaması! Sören Kierkegaard, yaşasaydı ve bu olaya tanıklık etseydi sanırım kötü giydirirdi. Aziz Nesin gırgıra alabilirdi ancak O da yaşamıyor.

Acemi polise yeşil pasaportluların Danimarka’ya girişlerinde vize gerekmediği öğretilebildi.

Havaalanı’nda sarışın iki çocuk ilgimi çekiyor.

Her biri bir valizi sürüklüyor. Herkes kendi eşyasını taşıyor. Anne yanlarında.

Bizim yufka yürekli anneler, babalar yadırgamasınlar. Küçük yaşta sorumluluk verilmiş çocuklara. Hayata uyum sağlıyorlar ve hazırlıklı yetişiyorlar.

Eskinin küçük balıkçı kasabası, şimdinin başkenti Kopenhag (København), Zealand Adası üzerinde kurulu.

Bölgede köprülerle birbirine bağlı birçok ada bulunuyor.

Kent, iki dünya savaşında zarar görmekten karışmayarak kurtulmuş.

Yansızlık, Danimarka’nın öteden beri umut bağladığı bir seçenek.

Karen Blixen’in Nur Beier tarafından Türkçeye çevirdiği Helsingor’de Bir Aile Yemeği adlı hikâyesinde yazdığına göre, Danimarka, 1800’lerin başında başlayıp 1815 yılında sona eren Napolyon Savaşları zamanında da yansız kalmaya çalışmış ancak yansızlık eğilimi Kopenhag’ı kurtaramamış.

Blixen, Titanların Savaşı adını verdiği bu savaşta, bir eylül gecesi bombalanan Kopenhag’ın üzerini kıpkırmızı alevlerin kapladığını yazıyor.

Kopenhag’ın bombalandığı tarihte belki de doğmamış olan Sören Kierkegaard, Nedim Çatlı’nın Türkçeye çevirdiği Rotasyon Yöntemi başlıklı yazısında, Avrupa’daki dengeyi Danimarka’nın elinde tuttuğunu söyleyerek eğleniyor. Demek ki o zamanlar dengeyi henüz tutturamamış diyelim biz de!

Danimarka’nın atağa geçtiği bir dönem de olmuş.

980 yılında Norveç’le birleşerek başlayan 1397 yılında Kalmar Birliği adını alan e 1523 yılına dek varlığını sürdüren oluşumun öncüsüdür. Birlik içinde bugün Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Fareo Adaları, Grönland adlarıyla anılan toprakları kapsıyordu.

Aracımız bir kısmı sarı, bir kısmı yeşil tarlalar, köyler arasında ilerliyor.

Denizle kıyı aynı çizgide. Yükselti yok.

Şehir bir ovada, körfezde kurulu.

Deniz hafif dalgalı. İçinde küçük adacıklar.

Denizde aralarında yelkenliler de bulunan büyüklü küçüklü birkaç gemi.

Denizin içinde elektrik üreten yel değirmenleri. Rüzgâr gücünden yararlanıyorlar.

Danimarka’da enerji üretiminde çöpten de yararlanılıyor. Ülkenin çöpleri enerjiye dönüştürüldükleri gibi, başka ülkelerden çöp getiriliyor.

Kıyıda minare gibi yükselen fabrika bacaları.

Düzenli sokaklar. Tuğla duvarlı, biçimli evler. Dik çatıları buralarda da görüyoruz. Doğal, epey kuzeydeyiz.

Yan şeritte iki katlı bir turist otobüsü gidiyor. Otobüsü başörtülü bir kadın kullanıyor.

Otomobili ve karbonu sevmiyorlar. Yakıtlı araç kullanılmasın diye her yola başvuruluyor.

Beş kilometreye dek hız aşımı uyarıyla geçiştirilen İskandinavya ülkelerinde trafik cezası gelire göre kesiliyormuş. Otobüsün Estonyalı kadın sürücüsü öyle söyledi.

Yolumuz sıklıkla kırmızı ışıklara takılıyor.

Alt geçitler, üst geçitler yok. Işıklar akışı düzenlemekte yeterliler. Trafik akıcı.

Şu an saat on ikiyi otuz geçiyor.

Andersen’i sağ elinde kitabı, diğer elinde bastonuyla gösteren heykelinin bulunduğu Andersen Bulvarı’nın karşısına yürüyoruz.

Tivoli Bahçesi önündeyiz

Gezmek için zaman uygun.

Tivoli Bahçesi’nin kuruluşu 1840’lı yıllara gidiyor.

Ağaçlar altında, çiçekler arasında dinlenmek isteyen için de lunapark alanında eğlenmek isteyen için de uygun bir yer. Yemek yenilebilir, gösteri izlenebilir, yürüyüş yapılabilir.

Günün kalan bölümü burada geçirilebilir.

%d blogcu bunu beğendi: