Nerde karşılaşsam konuşuyor.
Kitapçıda, çay evinde, kahvede, bir kişinin, üç kişinin, beş kişinin bulunduğu masalarda mütemadiyen o konuşuyor.
İlginç bağlantılar kuruyor.
İlginç bağlamlar oluşturuyor.
Sözü önce kendi mecrasına, kendi deneyimlerine, kendi ilgilerine çekiyor, oraya ekiyor, orada suluyor, yeşertiyor, orada meyve vermesini sağlıyor.
Tanıdığımdan beri böyle…
Eskiden böyle miydi, dedim.
Değildi.
Bir kızı vardı.
Öldü.
Kazada.
Onda konuşmak bir kaçış, bir örtme, bir acıyı saklama aracı. Araç da değil, kaçışın, örtmenin, saklamanın ta kendisi. Oldu.
Oldu cümlesini ben kurdum.
Eyer yapım tekniklerinden bahsederken de mi, dedim.
Öyle.
Bir gün çaya dair konuşurken gözlerinin içine baktım.
Cıvıl cıvıl bir kız çocuğu.
Konuşan kendisi değil de o çocuk.
Bir de gözbebeklerinden çıkabilse.

%d blogcu bunu beğendi: