Hayatlar üzerine oyun oymamayı çok seviyordu. İrili ufaklı insanların hayatları üzerine. İnsanların umutları, beklentileri, istikbali, ümitleri, başarıları, başarısızlıkları, artıları, eksileri, doğruları, yanlışları, geçmişleri, gelecekleri, yaşadıkları, yaşayacakları, yaptıkları, yapacakları, yazdıkları, yazacakları, okudukları, okuyacakları, sevdikleri, sevmedikleri, sevemedikleri, sevip de sevilmedikleri, ağladıkları, ağlayamadıkları önemli değildi onun için.

Onun için önemli olan, kafasının içindeki şablondu. Kafasının içindeki şablona uymayan kim olursa olsun, üzerine kırmızı kalemle çizgi çekmek en büyük zevkiydi onun. Onun için, yanında hep yedek bir kırmızı kalem bulundururdu. İnsanların hayatları üzerinde oynamayı, kırmızı kalemiyle üzerine çizgi çekmeyi o kadar sık yapardı ki, kırmızı kalem dayanmazdı ona.

Kırmızı kalemlerin parasını tereddütsüz karşılayan sahibi tarafından başının okşanması, sırtının sıvazlanmasından büyük bir keyif alırdı. O esnada yüzünü sinsi bir gülümseme sarar, göz kapakları yarıya inerdi. O büyük anın heyecanından olsa gerek, kulakları kızarır, kalp atışları hızlanırdı. Kuyruğunu da bacaklarının arasına kıstırdığını söylemeye bilmem gerek var mı?

Elinde kırmızı kalem, hayatları üzerinde oyun oynadığı insanların nefretini hiç umursamazdı o. Hayatları üzerinde oyun oynayabildiği insanların nefretinin ne değeri vardı ki. Kendileri gibi, nefretleri de beş para etmezdi onların.

%d blogcu bunu beğendi: