Yaşamayı ve ölmeyi unuttuğumda
günde beş vakit
gaybımda parçalanıp
çoğalıyor alnımı koyduğum
hayallerin yabani yengeci.
Ve yıllardır dünyanın kapılarında
yaktığım bir ateşle taşıyorum
ruhuma akan, ruhumu akıtan aşkları.

Hergün biraz daha
kendime yaklaştığımda
aşk meleği kokularımı kırıyor
ve henüz dünyanın yeni resmini
koynunda taşıyan gecenin
loş ışıklı karnına alışmadan
paramparça oluyor
kendi ateşimde ömrümün yarısı.
Çünkü çoktan unutuldu
rüyalarımın solma çağında
kurumuş aşk sözlerine
konulan o gizli dokunulmazlık

Uzaklara gittim suyum yandı
rüyalara durdum camdan cama
korkularımı söküp aldılar
camdan rüyalarla kaçtığım uykulardan.
Oysa görünmez bir cinle
ben çizdim camdan bir meryemi
bun tuttum gözlerinizin
kar bahçesinde
aklımın camlarda unutulan küllerini.