“Bebek” diyeceğim kızmayacaksın..

“Kalbin boş senin..” dedi kadın adamın, azalan yüreğine bakarak. Adamın birşeylere müptela olduğu kuruyan dudaklarınından belliydi. Adam yalınız, adam biraz baştan çıkarıcı ve adam birşeylerin eksikliğini içinin en kuytu köşelerinde hissetmenin verdiği acıyla “karanlıklar beni hep korkutmuştur” dedi kadının gözlerine karşı. “Sevmek nedir?” dedi kadın biraz mahçup.. “Bir gülü okşar gibi, güneşin batışını izler gibi, bir bebeğin “anne” demesi gibi, bir çocuğun gülmesi, bir kadının ağlaması gibi birşeydir..” dedi adam. Kadın sustu… Adını bir türlü koyamadığı bir yalnızlığı, içinin sahillerine gömerek..

Perdeler tutuşuyor.. Sen bilmiyorsun..

Bir başka gece daha oldu, saatler O’nu ve 10’u göstermekte.. Ayrılık, sevmenin yanıbaşında, yorgun yıkılışlardan kalma bir tebessümle ve hazla, inatla, onu beklemekte.. Gelecek, ve üşüyen ellerime, kararan bakışlarıma, terkedilmenin vaz geçilmez onuru içersinde, bir bahar gibi doğacaksın.. Adına, ADA diyecekler.. Ne demek olduğunu hiç kimse bilmeyecek..

Seni hiç görmedim ki..

“Yalnızlığımı anlıyor musun?” dedi adam.. Kadın, haklıydı.. Yalnızlık, kimi zaman kahrederdi insanı; kimi zaman insanlığın ve sevmenin, beraber olmanın, gülmenin, beklemenin, çay içmenin, arzulamanın, birilerinden hoşlanmanın ve bir kızı öpmenin ne demek olduğunu hatırlatırdı.. “Anlıyorum” dedi kadın, “yalnızlığını anlıyorum..” Adam, saçlarını gecenin kollarına dolamış, tebessüm etmeyi; umudunu yarınlarına satan bir sokak serserisinin hayallerine değişmiş bir halde “hayat, sigara dumanı gibi değil midir?” dedi kadına.. Kadın, yıkılmanın, aldatılmanın ve beklenmeyen bir hüsranın eşiklerinde dolanır gibi “evet” dedi ve ekledi: “Sahi kalbin boş mu senin..”

Beklemek, bir duanın kabul olması gibi..

Herşey nasılda oluverdi.. Kimseler anlamayacak, sana söz veriyorum.. Neden ağladığımı hiç kimseler bilmeyecek.. Sana nasıl alıştığımı, yokluğunun bir ölüm; ne ölümü bir tükeniş olduğunu hiç kimse bilmeyecek.

Ayrılık.. Yine ayrılık..

“Üzülme.. Birgün mutlaka buluşacağız seninle” dedi adam kadına, gözyaşlarını silerek.. “Belki saçlarına kadar seveceğim seni.. Gözlerine kadar seveceğim. Sadece beyaz gömleğinin sol cebine bir gül koy ve bekle beni.. Ben seni, tanımadığım kadınların, göğüslerinde sakladıkları ve koklamaya kıyamadıkları bir gülün kıvrımlarında arayacağım..” dedi.. Kadın, yaratılmışlığa ve doğan güne karşı uzatıp ayaklarını, “beklemenin, en ölümcül sevdaların bir göstergesi olduğunu bilsemde bekleyceğim, bekleyeceğim” dedi adama..

Birbirlerine uzak iki yürek, yağmurun saçlarında bıraktığı izlerden habersiz, gitgide uzayan yalnızlığın kalyonlarında kayboldular.. Aşka yönelmenin adıyla..

%d blogcu bunu beğendi: