Şırnak’ta şehit oldu benim kuzum, o gün bugündür ben kendi hayatımı yaşamıyorum, Allah sabır veriyor, onun hayatını yaşıyorum, onun güldüğüne gülüyorum, üzüldüğüne üzülüyorum, onun sevdiği yemekleri yapıyorum, dolaştığı yerleri dolaşıyorum, onun okuduğu kitapları okuyorum, sevdiği filmleri izliyorum, onun çektiği tespihi çekiyorum, camdan onun gibi bakıyorum, onun yattığı saatte yatıp kalktığı saatte kalkıyorum, artık içi çekilmiş bir kukla gibiyim yavrum, o kadar yabancılaştım ki kendime, kapıya gelip hadi askere demelerini bekliyorum, onun gibi içtimaa çıkıp, onun gibi gavur tohumlarıyla çatışmak istiyorum yavrum, onun gibi ay yıldızlı bayrağa sarılıp şehit gelmek istiyorum…

Annemiz oğlunu anlatıyor.

Oğlunu anlatırken kendini anlatıyor.

Kendini anlatırken toprağı anlatıyor.

Toprağı anlatırken onu hayata bağlayan ne varsa onları anlatıyor.

Karıncayı incitmezdi benim yavrum, kedimiz vardı, evdeyse kucağından ayrılmazdı, şehit geldiği gün kedi de bizimle cenazeye geldi, sonra kayboldu, saka beslerdi, eliyle beslerdi, yılan görse öldürmezdi, dünya geniş ona da yer var aksın gitsin derdi, kimseye kötülüğü olmadı yavrumun, hele bir çiçekleri sevmesi vardı, sanırsın gelin seviyor, arkadaşları da öyleydi, öyle insandı öyle insandı ki benim yavrum geldiği gün gökler de ağladı, güneş kara bağladı kuzum…

Sen onun mektepten arkadaşı mısın yavrum, memnun oldum, fotoğrafındaki o tıfıl sensin demek, oy kurban olurum.

“Yal(ı)nız sana değil, arkadaşına kurban”.

… ve her gün ayın ışığı…

%d blogcu bunu beğendi: