Kentin en maruf kahve tiryakisini evine davet etti.
Çekirdekleri el değirmenine koydu.
İçine bir arpa tanesi kattı.
Öğüttü.
Kendi pişirdi.
Kendi eliyle servis etti.
Köpüklü.
Sade.
Kahveler içildi.
Yüzüne baktı tiryakinin.
Aynı yüz.
Anlamadı, bir de tiryakiyim diye geçiniyor diye düşündü.
Gülümsedi.
Sohbet edildi.
Tiryaki müsaade istedi.
Topallayarak kalktı, kapıdan çıkarken, ev sahibi niye aksadığını sordu.
Arpalattın beni, dedi, tiryaki.
Gülümsedi.
İki gülümseme arasındaki köprüden dünya aymazlık tarihi geçiyordu.