Kısa Kısa Söyleşi köşemizde bu hafta Tayyip Atmaca‘yı ağırladık. Kendisini Kırağı dergisinden ve şimdilerde çıkarmakta olduğu Hece Taşları dergisinden tanıyoruz. Bu güzel dergi 25.sayısına da ulaşmış bulunmakta. Geçen sene de yılın elektronik dergisi ödülünü almıştı TYB’den. Bize vakit ayırdığı için Tayyip Atmaca’ya çok teşekkür ederiz.


Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

Osmaniye İmam Hatip Lisesi orta birinci sınıfta roman ve hikâye kitapları okumaya başladım bu zaman zarfında da şiir karalamalarım oldu. İlk şiirim Osmaniye’de bir mahalli gazetede yayınlandıktan sonra şiir yazmayı sürdürdüm.

Çocukken tanınmış bir edebiyatçı olacağınızı tahmin eder miydiniz?

Çocukken böyle bir hayalim olmadı. Kendi kendime yazıyordum o kadar.

Çalışkan bir öğrenci miydiniz? Hangi dersleri sever, hangilerinden hoşlanmazdınız?

İlkokul ve ortaokulda çalışkan bir öğrenciydim. Lise yıllarımda biraz da kanımızın damarda çok hızlı devir daim yapmasından kaynaklanıyor olsa ki dersleri boş verdim. Lisede en sevdiğim ders edebiyattı. Şiirle o kadar içli dışlıydım ki okulda bana şair diyorlardı. Lise ikinci sınıfta okurken Türkiye genelinde mahalli gazetelerin şiir sayfaları olan gazetelerin çoğunda şiirlerim ve hikâyelerim yayınlanmaya başladı.

O yıllara ait ilginç bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız?

Mahallemizde Hamza Ekrem adında bir şair ağabey vardı, şimdi rahmetli oldu. Onun şiirleri Kelebek Gazetesi’nde yayınlanırdı. Onun yazdığı şiirlere imrenirdim. Benim de şiirlerim bir gün bu gazetede yayınlanmalı diye hayaller kuruyordum. Bu gazeteye şiir gönderirken de şiiri daktilo edip öyle göndermek gerek düşüncesi ile bir gün Osmaniye Ticaret Lisesi müdürümüzün kapısını çaldım. Şiir yazdığımı, izni olursa ders olmadığı bir saatte daktilo sınıfına girip bir iki şiirimi daktilo edeceğimi söyledim. O da beni okul sekreterine yönlendirdi. Okul sekreteri biraz da benimle dalga geçerek “hah hah şair olmuşta şiir yazacakmış, buyur bakalım” deyip kendi daktilosunun başına oturttu. Ben de kendisi odadayken yazamayacağımı söyledim. Sekreter odayı terk ettikten sonra Bir Söyleyebilsem isimli şiirimi daktilo edip Kelebek Gazetesi’nde “Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Seçtiği Sizin Şiirleriniz” köşesine gönderdim. 1978 yılı olmalıydı. Şiiri gönderdikten yaklaşık on gün sonra şiirim yayınlanmış ve ben sabah okula gittiğimde bir teneffüste okulumuzun sekreteri gazeteyi sallayarak ve sesinin çıktığı kadar bağırarak bana koşuyordu. Daha sonra öğretmenler odasına çağırıldım ve yüzüm kızararak şiirimi öğretmenlerime okudum.

Nasıl yazarsınız? Konu arar mısınız?

İlk yazmaya başladığım zamanlar günde en az üç beş şiir yazardım. Yazmaktan okumaya zamanım olmazdı. Belli bir konu tespit etmezdim. Bir gün Hamza Ekrem ağabey konular tespit edip ona göre şiir yazmamı önerdi. Ben de onun önerdiği konular üzerine yazdım bir süre. Ona göre belli bir seviyeye ulaşmış olmalıyım ki 1979 yılında ortaklaşa bir kitap çıkaracaktık. Sokağımız çıkmaz sokak olunca kitabın adı da Çıkmaz Sokak olacaktı. Denkleştirdiğim parayı kaybettim ve kitap çıkarma işi suya yattı. 1980 yılında Ticaret Lisesi son sınıftayken Hüzünlerimin Düğünü isimli kitabım yayınlandı. O zamanlar hafta sonlarında bir matbaada mürettiplik yapıyordum. Kitabı kendim dizdim ve kendim basmıştım. Kitabım kısa zamanda tükendi. Kitabım yayınlandıktan sonra uzun bir okuma ve kendimi sorgulama dönemine girdim. Çok okuyup az yazmaya başladım. Yazarken de kendime bir konu belirlemeye başladım.

İlk yazdıklarınızla şimdikiler arasında ne gibi bir farklılıklar görüyorsunuz? Edebi anlayışınız ne gibi değişliklere uğradı?

İlk yazdığım şiirler ile şimdiki şiirleri karşılaştırdığımda daha doğrusu Hüzünlerimin Düğünü kitabı elimde yoktu 2016 yılında Osmaniye’de Ticaret Lisesi 1979-80 yıllarında mezun olan arkadaşlarla bir araya geldiğimizde arkadaşlarıma ve öğretmenlerime bu kitabımın kendilerinde bulunup bulunmadığını sordum. İngilizce öğretmenimiz Nermin Hanım, kitabın kendisinde bulunduğunu ama imzalı olduğunu, buna rağmen göndereceğini söyledi. Yaklaşık 36 yıl sonra kitabım geldi ve şiirlerimi baştan sona tekrar okumuş oldum. Bu okuma esnasında bu güne kalacak çok az şiir görmüş olmam bile güzel bir şeydi.

Zaman içinde şairin üslubu oluşuyor hatta her yeni çıkan kitabında biraz daha yazdıklarıyla yenileniyor. İlk şiir kitabımda sırtını geleneğe dayayarak geleceğe yerli düşüncelerle yeni sözler söylemenin mantığı ile hareket ettiğimi gördüm.

En çok hangi yazarları okudunuz? Hangilerinin etkisi altında kaldınız?

Roman okumaya başladığımda, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Tarık Buğra favorilerim arasında oldu. Daha sonraki zamanlarda ise Cengiz Aymatov’un kitaplarını okudum. Şiirde ise Seyrani, Karacaoğlan, Abdurrahim Karakoç, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Bahaettin Karakoç, Yetik Ozan, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Erdem Beyazıt vb. şairleri okudum. İlk başlarda Abdurrahim Karakoç’un etkisi altında kaldım. Hatta şiirimin bir dörtlüğü noktası virgülüne kadar Karakoç şiiri olmuştu. Abdurrahim ağabey’in söz konusu şiirini ise daha sonra okumuştum. Demek ki hem aynı coğrafyanın insanı olmamız hem de aynı duyguları aynı anda yakalamamıza neden de olabiliyormuş.

Şimdi edebiyat sahasında bir şeyler hazırlıyor musunuz? Yeni projeleriniz var mı?

1985 yılından bu güne kadar nasıl olduysa kendimi yayıncılık sektörü içinde buldum. Güneysu Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Kırağı Şiir Dergi, Ardıç Kültür Sanat Edebiyat, Dergisi ve şimdi de halen yayınını sürdüren Hece Taşları Şiir Dergisi ile kültürümüze sanatımıza katkı sağlamaya çalışıyorum. Yayımlamış olduğum şiir kitapları birbirinin devamı olmadı. Gerek denemelerimde, gerekse şiir kitaplarımda devamlı bir önceki kitaptan öz olarak aynı ama birbirlerinden bağımsız kitaplar oldu. Şimdilerde ise görünüş görseli olarak deneme gibi ya da mensur şiir denilecek türde adına Serbest Hece dediğim ve adını da Yanaşık Hece vurduğum şiir kitabını yazmayı sürdürüyorum.

Bugünkü edebiyat hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Bazı şairler yazarlar hariç geleneği bilmeyen ve geleceğe bir şey bırakmayan kendi içlerinde “Lale Devri”ni yaşayanlar var. Bir roman, hikâye, şiir kitabı okunduktan sonra tekrar okumak için bir kenara konmuyor kitaplığında yer işgal etmesin diye elinden çıkarıp başkalarına hediye ediliyorsa demek ki kâğıt ve laftan ibaret bir kitaptır. Laf, sözün kapçığı, diğer adıyla sözün posasıdır. Posanın da bir tadı olmaz.

Edebiyatımızın gelişmesi için neleri gerekli görüyorsunuz?

Öncelikle ilköğretimde çocukların ufkunu açacak, kendi tarih şuuru oluşturacak ve çocukların yüzünü erdemli olmaya ayna olacak eserler kaleme alınmalıdır. Bunun için de kalemine ve şahsiyetine güvenilir edebiyat camiasının kanaat önderleri sayılar şairlerden, yazarlardan bir komisyon oluşturup şuurlu bir neslin yetişmesi için özel çaba gösterilmelidir. Edebiyat dille meydana gelir, dili iyi kullanan nesiller yetiştirmek zorundayız. Kendi kültür ve medeniyet hamuruyla mayalanmayan okur, batı kültürüyle mayalanır. Batılı gibi düşünür ve batılı değerlerle kendi değerleri arasında sıkışır kalır.

Okur önce kendi medeniyetimizin köklerine yönlendirerek bir alp yapısının oluşması sağladıktan sonra batı klasikleri ile tanıştırmak ve doğu medeniyeti ile batı medeniyeti arasında sıkışıp kalmayacak şekilde yeniden bir kültür politikası belirlenmelidir.