Beş on sayfa okumayayım sayfayla sol gözüm arasında minyatür bir at sineği… Tam arasında da değil, sol göz ucumun hizasında. Bakışımı kitaptan sineğe çeviriyorum kayboluyor.
Yeniden sayfaya dönüyorum, birkaç satır okuyorum, tekrar peydahlanıyor.
Kitap düşmanı üç harflilerden biri olsa gerek.
Kaç gündür tekrar ediyor bu.
Sineğe aldırmadan okumaya çalışıyorum. Aldırmıyorum da.
Elli sayfayı geçtiğimde sinekten gözüme doğru bir ağrı hücum ediyor.
Sineğe ters ters bakıyorum, sinek kayboluyor da ağrı aynı yerde.
Kahveci’de birkaç dostuma söyledim.
Retina yırtılması diyenler oldu.
Göz tansiyonu diyenler oldu.
Tanımlamadan, aman hekime görün ciddi bir şey olabilir diyenler oldu.
Başka zaman olmuyor.
Odama çekiliyorum.
Kitabımı açıyorum.
Beş on sayfa okuyunca hey, ben buradayım, diyor.
Havada asılı.
Şeytan azapta gerek diyerek aldırmadığım, onu havada bıraktığımda bir ağrı salgılıyor ki sormayın.
Üstünüzden ırak azabı ben çekiyorum.
Böyle böyle sineğe de ağrıya da alıştım.
Hâlâ doktora görünmeye niyetli değilim.
Birazdan kitaba döneceğim.
Beni de mi yazdın birader diye beş on sayfayı beklemeden hemen ilk satırda çıkar gelirse şaşırmam.
Sitem için değil.
Teşekkür için.
Bereket sessiz bir mahlûk.
Ya bir de benimle sesli okumaya başlarsa.
O zamanda okuyan sinek diye bir yazı yazarız.
Tümden ifşa olur.

%d blogcu bunu beğendi: