Arife
2021 yılında 24 Aralık Cuma akşamı Matrix 4’ü izlemek için sinemaya gittim. Noel arifesiydi ve film bittiğinde Cumartesi gününün ilk saatindeydik artık. Noel başlamıştı. Serinin birinci filmiyle kıyaslanmayacak koftilikteki film Neo = Mesih imajını güçlendirebilmek için bütün dünyada 24 Aralık’ta vizyona girmişti. Yıl 2063’tür. Bir seri maceranın akibinde finalde Neo ve Trinity ile Matrix sisteminin kahyası arasında şöyle bir diyalog geçer. Neo mücadeleye devam edeceğini söyleyince şu cevabı alır: “Matrix’in içersindeki ahali kendi pisliğinde keyifle debelenen domuzlardır. Bu çomarlar onlara verdiğimiz hayatı çok seviyor. Arkanızdan gelmeyecekler.” Çomar argoda yaşlı, düşkün kimse, meyhaneci anlamına gelmekle birlikte esas olarak çoban köpeğine verilen addır. Çoban kimdir peki? Çakma mesih Neo değilse kim? Sistemin yazılımcısı mı? Verilen mesaj içine girmemiz istenen dijital insanat bahçesinin arifesinde olduğumuzdan başka bir şey değildir. Bir devam filmi daha çekerlerse bakalım ağızlarından hangi baklalar dökülecek.
Matrix sisteminin birinci katı
Dünya Yapımı Matrix sistemi global ölçekte üç katmanlıdır. En dipte o ülkeye, bölgeye has sözlü tarih, mitler, efsaneler, din evleri, tarikatlar, dini külliyat, arşivler, basılı eserler, arkeolojik kalıntılar karışımı bir atmosferin oluşturduğu katman bulunur. Çocukken ailede, sokakta, okulda, daha sonra lisede üniversitede, dini ortamlarda, iş yerinde, medyada bu kimlik malzemesiyle bulanır ve ortalama bir algıya sahip oluruz. Dünya tarihi deccaliyet tarafından kasıtlı olarak karartılmış ve insanların gerçek geçmişlerine erişimi önemli ölçüde engellenmiştir. Ülkemizde resmi tarihin ne kadar arızalı olduğu son yıllarda iyice ortaya çıkmıştır. Tarih bilinci köreltilmeden iki ayaklı çomar imal etmek mümkün değildir. George Orwell’in 1984 Romanında tebanın kullandığı kelime sayısı sürekli olarak azaltılır ve kullanılmayan kelimeler hızla hafızalardan silinir. Az kelimeyle konuşan, grift, karmaşık, çetrefilli âlemin dilini okumaktan acizleşen insanlar kolaylıkla itaatkâr teba haline gelir. Bizde hazırlıksız yapılan dil devrimi de 1984’de anlatılana benzer bir tahribat yapmıştır.
İkinci kat: Modernite
1700’lerde buhar gücünün tedavüle girmesiyle kurulumu başlayan Modernite Fransız Devriminin çaktığı şimşekle bütün dünyayı etkisi altına almaya başladı. Dünya savaşlarıyla önce imparatorluklar yıkıldı, ardından da iki kutuplu dünyaya kavuştuk. Kapitalist ve Komünist iki kutup ta modernitenin bileşeniydi. Değilmiş numarası çektiler. Zihinleri eğitimle verilen simülasyonla örttüler. 1989’da duvar yıkılana kadar. Hâlâ o eski matrixi savunan taraftarları mevcut. Çevreninizde de mutlaka vardır.
Modernitenin göz kamaştırıcı ışığı acımasız yağmayı ve sömürgeciliği çok iyi sakladı. Batı Medeniyeti denen yapı müthiş ihtişamlı bir ikinci kat inşa etti. Bununla yetinmedi. Aşağıya doğru müdahale ederek dünya kültürlerinin bulunduğu katı kendi küfüne buladı. Kadim kültürlerin bilgisi bu küfe hayran olanların gayretiyle silindi, eski tesirini yitirdi, bazı hallerde yok olmaya bile yüz tuttu. Bizde bu küf, Batılılaşma Resmi tarih ve Amerikan Fullbright kurgulu eğitim bu katmanı çok derinden etkilemiş, köksüz Batıcılıları ve moderniteyi kutsama kültünü yaratmıştır.
Zamanla Batı medeniyetinin itibarı azalmasına rağmen insanlarda moderniteyi sorgulayacak zihinsel mecal bırakmamaya çalışmış ve neyse ki, yüzde yüz başarılı olamamıştır. Özellikle Batı, Gazze’deki soykırımı tepkisiz kalarak ya da direkt olarak İsrail’in arkasında durarak destekleyince zaten sallantıdaki imajı, tüm moral değerleri bir anda tuzla buz oldu. Bu şok dünya ölçeğinde henüz yetersiz, ama eskisine oranla ciddi bir direnme ve uyanış hali yarattı. Diğer yandan dünyanın merhametli insanları seyirciye çevrildi. Filistin’deki acımasız soykırım uzun sürdüğü için insanlarda çaresizlik ve güçsüzlük duygusu yeşertti. Bu önceden planlanmış bir pasifleştirme taktiğiydi.
İkinci katta özellikle son iki yüz yılda inşa edilmiş, pekiştirilmiş, başta sosyal medya olmak üzere, kitaplar, filmler, TV, müzik, manipüle tarih yazımı, habis yükleri olan ansiklopediler vasıtasıyla arzın her noktasına yıvıştırılmış, bununla kalmamış ses ve görüntü dalgaları şeklinde uzayın dört bir yanına salınmıştır. Geçişler birinden diğerinedir. Bu medyuma, olguya modernite diyoruz. İngiliz- Yahudi ağırlıklıdır ve Siyonist meşreplidir. Alternatif bir tanımla Kara Kule medeniyetidir.
Üçüncü kat: Dijital İnsanat Bahçesi
Çürüyen, yıpranan, aksayan Modernite adlı orta katman her şeye rağmen alt katmanları tahakkümü altında tutmaya devam edebiliyor. Çünkü son kullanım tarihine toslamadı henüz. Aynı zamanda da Dijital İnsanat Bahçesi kurulumu sürüyor. Covid 19, küresel ısınma, güneş fışkırması, kasıtlı kıtlık, orman yangınları bazlı mini kıyamet mavalları hep bu amaca yönelik servis ediliyor. Avrupa’da elli sonlarına kadar 1958’de en son Brüksel’de İnsanat Bahçesi vardı. Kafeslerde Kongolular gösteriliyordu. Şu anda bu bahçeler sosyal medyaya taşındı.
Noah Harari Homo Deus adlı kitabında insanların artan teknoloji ortamında işe yaramayan kitlelere, Lüzumsuz insana, benim tabirimle Lüzfi’lere dönüşeceğini yazmıştı.
Bu beklenmedik teknolojik bolluk içinde hiç çaba göstermeseler bile işe yaramayan kitleleri beslemek ve desteklemek mümkün olacaktır. Peki hepsini nasıl meşgul edip memnun edeceğiz? İnsanlar bir şey yapmazlarsa delirirler. Hiper Depresyon salgını. Tüm gün ne yapacaklar? Sunulan çözümlerden biri uyuşturucu ve bilgisayar oyunları olabilir.
Fütüristik filmleri yapanlar bize çok şey anlatıyor. Spielberg’in 2045 yılında geçen Ready Player One – Başlat adlı filminde koşu bandıyla elektrik üreten, konteynır evlerde yaşayan, hiç dışarı çıkmayan enerji verici gıdalar ve oyunlarla vakitlerini tüketen gençleri gördük. Hiç yaşlı yoktu. Hepsi bitirilmişti. Ama o yıllarda bile insan hâlâ enerji kaynağıydı ve dijital kölelik sürecinde epey yol alınmıştı.
Zemin Kat, Temel Kat her şeye rağmen direniyor. Hak ve Batıl aynı bünyede barınıyor. Hayatın meşrebi böyle. Yavaşça alt katlarda yeniden diriliş başlıyor. Global ölçekte Kur’an’ın ışığı gönülleri ferahlatıp genişletmeye başlıyor, duru umut ışıyor, yeni paradigmalar ilham ediyor ve habis karanlık pekâlâ yenilebilir hissiyatı yeşertiyor. Ve bu arada Dünya denen Similasyon Apartmanı ‘Dijital İnsan Yurdu’ adlı çatı katını kullanıma açmaya hazırlanıyor. Kadim bilgilere bakılırsa bu 6. Açılış olacakmış.










