Sızlıyor ve seğiriyor.
Üç gündür uykusuz ve sızmak üzere.
Gözünün önünden kareli sayfalara siyah mürekkeple yazılmış kargacık burgacık yazılar geçiyor. Sayfanın ortasında ayak serçe parmağına takılıyor her geçişte.
O parmağın karnı şişiyor.
İşte doğurdu.
A, kendisi.
Bir kendisi daha, beğendin mi serçe parmağın maharetini, ikiz ama ikisi de kendisi.
Sonra ayak serçe parmağı memeleşiyor, ikisini de emziriyor sırayla.
Başka bir sızı bu, sütten mi, soğurmadan mı belli değil.
Öyle ya dişli bebekler bunlar.
Memeleşen ayak serçe parmağından bir tenis topu yapıyorlar.
İkisi masanın iki yanında, Allah’ım hiç sektirmeden masa tenisi oynuyorlar.
Karşıdaki kendisi karşıdaki kendisinin topu nereye atacağını biliyor ve raket acısı bir türlü dinmiyor.
Uyandı.
Bir dolu yağıyor ki Allah esirgesin.
Ayak serçe parmağı öyle bir sızlıyor ki tarifsiz.
Sen misin ilaç almam, doktora gitmem diyen.
Kareli defterini çekiyor.
Bu anıyı yazıyor.
Yazdığını okuyor.
Şimdi buna ya öykü derlerse.