Yanlış anlama; o meşhur reklam filminin müziğinden ilham almadım; pencerenin perdesini açıp yüzünü bana göstersen de bir şey değişmeyecek… Dışarı bakanlara sahiden bir dışarı bakan daha eklenmiş olacak… Bana, yarim olsa da bakabilirsin; yine yanlış anlama… Yanlış anlama diye başlayan her cümlede bir hinlik bulunur; benim cümlelerim de hinlikten nasibini bir nebze almıştır almasına da, niyetimi bozmuş değilim. Seni sevişimde şairin isyanı, o kanına çakıllar karıştıran isyanı sevişindeki hinlik filan yok.

Bak, arı duru yazıyorum ne yazıyorsam; dil, dilim sağ olsun, altında ışıl ışıl çakılları görünen bir derenin mehtapta akışı gibi rahatsız etmeden akıyor. Tanrının bana verdiği yeteneğin hakkını teslim ediyorum; Tanrıya şükürler olsun; yine bir Mehmet Aycı yazısı doğuyor nur topu gibi; henüz bebek; büyüyünce hinlik huysuzluk yaparsa kusurunu bağışla…

Perdenin arkasından; perdeyi açsan da fark etmiyor; biliyorum, ışık yalan söylüyor; sen göründüğün gibi değilsin. Ten, çok yapraklı bir sarmaşık. Her zaman saklandığın bir yerin var; saklı bir yerin..

Yasak şarkılara alışkın olmayan dudakların sıradan renklere bürünüyor herkesin söylediğini söylerken. Şeytanı çıldırtan bir sözcük bekliyorum; varsın yalanların en güzeli olsun. Gerçeği ve yalanı aynı tonda, aynı şiddette yaşıyor kişioğlu. Aynada gördüğümüze ben diyoruz, sarındığımız esvap bir kimlik taşımamıza yetiyor görünüyor. Oysa ışık yalan söylüyor; kimse göründüğü gibi değil…

Kimse bildiğimiz gibi değil; bildiğin gibi değil, sorma, ben de bilmiyorum.

Yalancı bentlerle bağlamaya çalışıyoruz akıp giden zamanı. Zaman gülümseyerek geçiyor sözcükler üzerinden; gülümseyerek akıyor, farkında değiliz. Dillendirmesek o da olmayacak. Sarımsı bir fotoğraftaki yaramaz çocukluğumuzla kalıyoruz.

Derinliğine bakmadan geçmeye çalıştığımız ırmaklarda boğuluyor çocukluğumuz.

Dağ yakın görünüyor uzaktan, yol uzadıkça anlıyoruz dağın büyüklüğünü; eteklerinde bırakıyoruz Tanrının bağışladığı ne varsa. Direncimiz ve azığımız ancak düşündüğümüz kadar; düşündüğümüz kadar yaşıyoruz…

Rüzgarın uğultusu senin için bir ninni; tenimdeki bıçağın acısını yalnız ben çekiyorum.

%d blogcu bunu beğendi: