Ne yazık, zaman akıyor ve hayat devam ediyor! Yaşanmışlar, hissedilmişler geride kalıyor, hüzün bağlıyor ve küf tutuyor hayat kalıntıları güneşin devr-i daimiyle…..

Bütün devasa elemler, minik mutluluklar, nahoş duygular küllenebilirmiş demek… Haylazlıklar, umursamazlıklar, çılgınlıklar hayatın, sis perdesi ardında kalan bir yerlerine bir daha çıkmamak-çıkarılmamak üzere gömülebilirmiş…

Parçalanmış gidişler, kibirli bekleyişler, korkunç heyulalar, çingene yüzlü umut damlaları da paslanmaya yüz tutabilirmiş…

Gönül ummanındaki o engin gurbet akşamlarında birikebilirmiş geleceğe dair tasvirler…

Fırtınalı, tipili gözlerin sessizliği gün gelir, hafifleyebilirmiş, ılık bir bahar yağmuruna bırakabilirmiş yerini…

Zamanla asil çırpınışlar yok olur, kaderin hükmüne razı olurmuş sevgi uğruna savaşan toz pembeler…

Yakamozlar susar, dalgalar unufak olur, köpükler bir bir yokolurmuş gönül ummanlarında…

Ve, en inanılmazı da yüreklerin izahsız feryadı dinebilirmiş ruhlarda…

Hayret!

Hayret ki hayret!

Yeniden düşünülebilir mi mutluluk?…

Bir daha güzellikleri görmek amacıyla açılır mı gözler ılık günışığına?… Yürümek istenir mi bundan sonra umuda doğru?..

Ve artık iç çekişler fırlatılıp atılabilir mi bir kalemde sonsuzluğa?…

evet, öyle!

Çünkü mümkünsüzün peşine gidilmez, kahır yüklü, suskun gözlerle bakılamaz ki hep dünyaya…

Solgun, küskün sonbaharlarda dolaşılamaz,
hayata kahredilemez ki bundan sonra…
Çünkü, zaman akıp geçiyor, hayat devam ediyor…

Ama böyle oynanmazdı ki hayat oyunu…

Şike vardı bu oyunda, kandırılmıştı, mahkum edilmişti unutmaya…
Yazık…

Hengâmeli hayat, kararlı ve hırçın devam ediyordu!..

%d blogcu bunu beğendi: