-O botları niye giyiyorsun, hava sıcak değil mi?
Eğildiği yerden başını çevirip, soru soranın kim olduğunu anlamak istedi. Sekiz dokuz yaşlarında, sarı yağız bir çocuğun sorusuna nasıl cevap vereceğini düşünürken, tepeden tırnağa süzdü. Ayaklarında lastik ayakkabıları görünce sordu:
-Neden o ayakkabıları giyiyorsun?
-Köy yerinde en rahatı budur, hem herkes bundan giyer buralarda.
-Demek ki bir sebebi var. Biz de motosiklet kullanırken, hava sıcak da olsa, hem arazide rahat edelim, hem de ayağımız iyi korunsun diye botları tercih ediyoruz.
-Niye uzatıyorsun, böyle daha iyi, desene.
Gülümsedi, muhatabının hiç de küçümsenecek bir yönü olmadığını fark etti. Kenardaki taşa oturdu, bir taraftan botları bağlamaya devam ederken, çocukla konuşmanın zevkli olacağını anladı.
-Adın ne senin?
-Bekir, ya senin?
Özgüvene şaşırdı, insanın üzerine üzerine giden bir tarafı vardı, bu huyu hep sevmişti, kendine benziyordu.
-Yiğit, benim adım.
Çocuk kendisini iyiden iyiye süzerken onu izliyor, nasıl bir cümle kuracağını kestirmeye çalışıyordu.
-Adın gibi yiğitsin, bu köydeki herkesten daha büyüksün bence. Dedem, kişi adının hakkını vermeli, der.
Güldü, zeki biri ile karşı karşıya idi.
-Sen veriyor musun peki?
-Şimdi değil, büyüyünce.
Daha da üzerine gidip seviyeyi anlamak istedi.
-Neden? İnsan her yaşta büyük değil mi?
-Senin büyüklüğünle benim büyüklüğüm bir mi?
Kahkaha atarken, küçük çocuk karşısına oturuverdi. Bir dağ köyünde, çeşme başı molasında, hayatında hiç zevk almadığı kadar, küçük bir çocukla yaptığı sohbetten zevk alıyordu. Çeşmede elini yüzünü yıkadı, avuçlarına doldurduğu soğuk suyu içti.
-Motorun da senin gibi çok büyük. Buralarda bunun gibisi yok. Diğeri kimin?
-Arkadaşımın, bakkala gitti, binmek ister misin?
-Dedemin atı var, onunla her yere gider. Bazen beni kucağına alır, hem anlatır hem gezdirir. Geçen gün ilk defa yalnız binmeme izin verdi.
-Güvenmiyor mu sana? Senin gibi biri tek başına binebilir.
-Dedem koruyor beni, hep korudu.
-Annen baban?
Sustu Bekir, bakışları yere indi. Sanki çok uzaklara bakıyordu. Yutkundu, sesi çok hafif çıktı.
-Ben onları hiç görmedim. Ben üç aylık iken tarladan dönerlerken traktör devrilmiş. Beni ninem büyüttü, o da geçen sene öldü, dedemle beraber yaşıyoruz.
Birden gözleri buğulandı, genzi doldu. Karşısında, küçük çocuk gibi görünen, hayatın en zorlu hallerini yaşamış ama dimdik, büyük bir dev oturuyordu. Ne diyeceğini bilemedi, çok etkilenmişti.
-Hatırlattığım için özür dilerim Bekir, çok üzüldüm.
-Üzülmeyin, mezarlığı ziyaret ederiz dedemle devamlı. Bazen tek başıma giderim, köyün girişinde mezarlık.
Çocukları aklına geldi, bir an onların anne babasız hallerini düşündü. Ne yapacakları, nasıl büyüyecekleri, yakınlarından sahip çıkanın olup olmayacağı aklından geçti.
-Dedem saçlarımı okşarken, mukadderat, der. O, ne demek tam bilemiyorum ama Cennette buluşacağımızı biliyorum.
-Sen çok akıllısın Bekir, deden mi öğretti bunları?
-Dedemin bir sürü kitabı var, hikayeli olanları okuyoruz beraber. Büyüyünce hepsini okursun, diyor. Okul kitaplığımızda da çok kitap var, sınıfta en çok kitabı ben okudum.
-O elindeki nedir?
-Bu cüz, Kuran’a geçmeme az kaldı. Camide derse gidiyorum, yazları kurs var.
Sırt çantasını açtı, iki büyük çikolata çıkardı, birini uzattı.
-Ağızlarımızı tatlandıralım değil mi, çikolata sever misin?
-Tüm çocuklar sever, bundan bizim bakkalda yok. Amcamlar şehirden gelince buna benzer getiriyorlar, dedem onlara, giderken kurulardan koyar.
-Neler kurutuyorsunuz?
-Bir sürü şey, kayısı, erik, vişne, dut, iğde, üzüm, daha neler…
– Sağlıklı olan sizin kuruttuklarınız, değil mi?
-Sizinkilerin de tadı çok güzel ama.
Gülüştüler, Bekir’in sevimliliği ve akıllı oluşu hoşuna gitmişti, ikisi birbirine kısa sürede alışmışlardı.
-Benim senin yaşlarına yakın, Arda ve Önder isimli iki çocuğum var ama hiç böyle keyifli sohbet yapmıyoruz Bekir?
-Ben anne babamla hiç konuşmadım ama sen onlara varırsan onlar da sana varır, onu bilirim.
Bildiğini çekinmeden söyleyen, bilmediğinden uzak duran bir yapısı vardı, şaşırmıyordu artık.
-İşlerimiz çok yoğun, bir bilsen!
-Ama buralara kadar gelmişsin?
Konuşmaları basitleştiriyordu ama cevaplar beklediğinden ağır dönüyordu. Kendi çocuklarının imkânlarını, nazlarını, teknoloji bağımlılıklarını düşünüyor, dağ köyünde bunlardan uzak yaşayan bir çocuğun güçlü yapısının oluşuna imreniyordu.
-Büyüyünce ne olacaksın?
-Dedem, adam ol yeter, diyor.
-Sen şimdiden adam olmuşsun zaten.
-Sınıfta herkes bir şey söylüyor ama öğretmen en çok benimkini beğeniyor.
-Neymiş o?
-O öğretmenle benim aramda, sınıftakiler de bilmiyor.
-Neden gizliyorsun?
-Köylü çocuğu böyle düşünür mü demesinler.
-Köylü olmak kusur değil ki!
-Sen buralara kadar gelmişsin, bu çeşmeden soğuk suyu içmişsin, tabi öyle dersin.
-Başka türlü diyenlere takılma sen ama merak ettim.
-Amcamın çocukları benimle oynamak istemiyor.
-Onlar kaybediyor, üzülme sen!
-Üzülmüyorum zaten hiç oyun bilmiyorlar. Hep tabletleri ile oynuyorlar, amcam kızıyor, gidin Bekir’le oynayın, diyor. Her şeyden korkuyorlar, arıdan, attan, köpekten bile…
Kalktı, çeşmeden su içti, kollarını yıkadı, gelip Bekir’in karşısına oturdu.
-Senin tabletin yok mu?
-Dedem, öğretmene güvenir, o söyleyince alacak. Biz arkadaşlarla hep oyun oynarız, derede yüzeriz. Herkes ailesine bahçelerde yardım eder.
-Sizinki en güzeli, hayatı asıl siz yaşıyorsunuz. Şehir çocukları apartmanlarda tutsak haldeler. Şehrin boğucu havası küçük büyük herkesi etkiliyor, hızlı yaşamlar hızla tüketiyor insanı. Şu soğuk su için, nelerini verir insanlar biliyor musun?
-Sohbet koyu anlaşılan?
Aralarındaki sohbet iyice ilerlediği için arkadaşının geldiğini fark etmemişlerdi.
-Sende mi şehirden kaçtın?
Arkadaşı Bekir’in sorusu karşısında afallarken, gülerek telefonu uzattı.
-Bizi çeker misin?
Arkadaşı farklı açılardan birkaç fotoğraf çekti, fotoğraflara beraber bakıp ayağa kalktılar.
-Seninle tanışmak güzeldi Bekir, seni ve dedeni bir daha ki gelişimizde ziyaret etmek isterim. Eviniz hangisi?
Bekir az ileriye götürüp, evlerini gösterdi. Eğildi, sarılıp yanaklarından öptü.
-Arda ve Önder’i seninle tanıştırmak istiyorum, onların senden öğrenecekleri çok şeyler var. Kendine iyi bak, sen ileride çok, çok önemli biri olacaksın, ben buna inanıyorum.
Kat edecekleri güzergâh uzun olduğu için fazla oyalanmalarının yanlış olduğunu biliyorlardı. Haritadan tekrar kontrol edip kasklarını taktılar, motorları çalıştırdılar.
-Hoşça kal Bekir, dedene selam söyle, mutlaka geleceğim.
-Kendinize iyi bakın.
Arkadaşı öne geçti, hafifçe gaza dokundular, yavaş yavaş köyün içinde ilerlerken, çeşmeden su içen Bekir’e baktı. Gerçek hayatı yaşayarak öğrenen, bedeni küçük ama gücü çok büyük bir çocuğun hikâyesine şahit olmuştu. Yolun sonuna kadar tekrar tekrar dönüp baktı.
Köyden çıkıp yukarılara tırmanırken, bir dağ köyündeki kısa molada, küçük bir çocukla yaşadıklarının, beynini yaktığını yeni yeni fark ediyordu.

%d blogcu bunu beğendi: