“Bugün Yalan Söylemek Güzeldi”  isimli ilk kitabınız Onto tarafından basıldı? Neler hissettiniz?

“Bugün Yalan Söylemek Güzeldi” Onto Yayıncılık tarafından basılalı iki ay kadar oldu. Bu planlı bir çalışma değildi. Bloğumda birikmiş yazılardan bazıları yayınevi editörü tarafından bir kitapta toplanmaya değer bulunmuş. Projeyi bana ilettiklerinde şaşırdım, sevindim, heyecanlandım. Ayrıca Onto Yayıncılık genç bir yayınevi olduğundan, ilk kitabımın riskini alacak olmaları başlarda beni epeyce endişelendirdi. Basım ve dağıtım aşamalarında da bu ve benzeri duyguları yaşadım. Umarım sonuç iyi olur.

Ne zamandan beridir yazıyorsunuz? Bize yazma serüveninizden bahseder misiniz biraz?

Çocukluğumdan beri günlük tutarım. Zaman zaman düzenli zaman zaman parça parça günlüklerdi bunlar. Lisede edebiyat bölümünü seçmedim. Fenciydim ben. Kompozisyonum kötüydü. Yazım kurallarıyla hiç aram yoktu. Haftada bir saat edebiyat alırdık. Zorla geçtiğim iki dersten biriydi. Yine de günlüklerime devam ettim. Ara ara onları okumak hoşuma giderdi. O yaşlardaki genç kızlar için günlük tutmak önemlidir. Gönül işleri kaydedilir çoğunlukla… Lise ikinci sınıftaki bir hüsran sonrası onları yok ettim. Çocukluk.

Çocuklarım küçükken ara ara tekrar günlük tuttum. Sonra devam ettiğim bir sohbet grubunda çıkartılmaya başlanan dergide görev almam istendi. Bir nevi editörlük. Anlamasam da benden evvel işi yürüten arkadaşın yardımı, kendi el yordamım ve internet üzerinden yaptığım araştırmalar sonucu dört beş sene kadar çalıştım.

Sonrasında birkaç internet haber sitesiyle kısa süreli çalışmalarım oldu. Seçilmiş konularda, çizilmiş sınırlar içerisinde yazmayı sevmediğim için bıraktım.

Eş, dost, akraba haberdar mıydı bir yazar olduğunuzdan? Yakın çevreniz yazdığınızı ilk öğrendiklerinde nasıl tepkiler verdiler.

Ben yazar sözcüğünü kendime bir sıfat olarak değil, fiil olarak uygun buluyordum. Bunun alçak gönüllükle ilgisi yok. Aslında biraz sözlük bilgisi eksikliğiyle ilgisi varmış, yeni öğrendim. TDK sözlükte yer alan yazar tanımı bana uyuyormuş. Bu durumda inkâr ya da inat etmeye gerek yok.

Eşim, dostum, akrabalarım sürekli bir şeyler yazdığımı bilirlerdi. Hepsinin arzuhalci başıydım diyebilirim. Onto Yayınevinin teklifini onlara haber verdiğimde benim kadar şaşırmadıklarını söyleyebilirim. Daha önce görüştüğüm birkaç yayınevi olduğunu biliyorlardı. Dediğim gibi şaşırmaktan çok sevindiler ve desteklediler.

İyi bir okur musunuz? Neler okursunuz?

“İyi okurlar” ölçü alınırsa belki dereceye giremem ama ülke geneline göre çok iyi bir okuyucu olduğumu düşünüyorum. Bütçemde kitaplara ayrılmış bir kısım hep vardır. Tasarrufu başka harcama kalemlerinden yaparım. Tarih çok ilgimi çeker. Romanları severim. Biyografileri, araştırmaları…

Favori şair ve yazarlarınız var mıdır? Kimlerdir?

Favori şair ve yazarlarıma gelince… Şiir benim için ilk sırada yer almadığından fazla şair takip etmem. Satın aldığım üç şiir kitabı Hüseyin Avni Dede’ye ait. Arada Beyazıt’a ziyaretine giderim. Yunus Emre bence mükemmel bir şair. İsteyen istediği gibi tanımlayabilir onu. Ayrıca şair derken derviş kimliğini göz ardı ediyor değilim. Tabi ki Nazım Hikmet var. Tabi ki daha niceleri var.

Kitaplarını okumayı tercih ettiğim birkaç yazar ismi saymak için en doğrusunun kalkıp İstanbul’daki kış kitaplığıma bakmak olduğunu düşünüyorum. Baktım ve yazıyorum. Birden fazla kitabı olanlara örnek verebilirim. Mario Levi, Svetlana Aleksiyeviç, Zülfü Livaneli, Can Dündar, Gabriel Garcia Merquez, Albert Camus, Stefan Zweig, Mine Söğüt, Sabahattin Ali, Azra Kohen, Orhan Pamuk, Murakami, … Elbette severek okuduğum daha pek çok yazar var. Hapsini yazmama imkân yok.

İlk kez kitap bastıracaklar için neler tavsiye edersiniz?

İlk kez kitap bastıracaklara tavsiyem; samimi deneyimlerini yazmaları olurdu. Herkesin kendisine ait bir hikâyesi mutlaka vardır. Duyduklarını, tahmin ettiklerini, internetten öğrendiklerini değil kendi yaşadıklarını yazsınlar. Hisler de bunun içine girer. Onlar da bize ait yaşanmışlıklardır. Kendi hislerini yazsınlar. Beni çok etkileyen film repliğinde olduğu gibi… Filmin ismi Angelas Ashes / Angela’nın Külleri. Emily Watson’a hayran olduğum için izlemeye başladığım bu filmde hayatımda büyük etkisi olan repliği duydum. Sing your song. Dance your dance. Tell your tale. Kelime kelime çevirisi biraz tatsız oluyor ama şöyle; kendi şarkını söyle, kendi dansını et, kendi hikâyeni anlat. Ben bu repliği Bugün Yalan Söylemek Güzeldi’nin başına, filmde verilen şu anlamla yazılmasını istemiştim; Şarkı söyleyeceksen kendi şarkını söyle. Dans edeceksen kendi dansını et. Anlatacaksan kendi hikâyeni anlat.

%d blogcu bunu beğendi: