Günün sıcağını Mıhlı Şelalesi’nde geçiştirdikten sonra Zeus Altarı’na da uğrayalım dedik.
Zeus Baba, eski Yunan’ın ünlü tanrılar tanrısı. Olimpos Dağı’nda yerleşik. Eş, çocuk ve kardeş sahibi.
Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu Tanrıları adıyla yayımlanan yapıtında Zeus’un; yıldırım salıcı, yüksek gürleyici, bulut toplayıcı, fırtına bulutunun sahibi, rüzgâra buyurucu, gökkuşağı asıcı gibi sanları belir-tiliyor.
Daha eski kaynaktan ve çok bilgi isteyenler Homeros’un İlyada ve Odysseia adlı yapıtlarını okuyabilirler. Biz de o kaynaktan birkaç unvan devşirelim: çok pınarlı İda Dağı’nın sahibi, şanlı, ulu, gür sesli, akıllı, tedbirli, şimşek fırlatan, bütün seslerin sahibi, gücü sonsuz, iri gözlü, kalkanlı, bütün tanrıları yöneten, kara bulutlu, ko-nukları koruyan, engin bakışlı.
Altar, sunak demek oluyor. Armağan sunulan yer.
Zeus Altarı’nda Yunan tanrıların en yükseği Zeus için armağanlar sunarlar, kurbanlar keserlermiş.
Çamlar arasında yükselerek uzanan yoldan ilerlemeye başladık.
Yolun başında bir tabela: “Altına Dur De Yaşamı Savun”.
Yeşil alanlarda ateş yakmaya da çöp bırakmaya da dur diyelim.
Çok ilerlemeden durup, en eskisi iki yüz elli yıllık taş yapılardan olaşan Adatepe Köyü’ne bakmakta yarar bulunuyor.
Adatepe Köyü 1989 yılından bu yana Sit Alanı. Bir zamanlar Türklerle Rumların birlikte yaşadıkları köy. Lozan Antlaşması sonrası yapılan insan değiş tokuşu sonucu Rumsuzlaşmış.
Sunak, eski adıyla Gargaran Tepesi’nde, şimdiki adı Adatepe.
Altar’a varmadan önce dikdörtgen şeklinde bir kaya yığını.
Bir yatır!
Orada Müslüman bir ermiş yatıyormuş. Pagan inancına karşı bir önlem mi geliştirilmiş?
Zeus Altarı’nın çevresindeki ağaçlarda bezler.
İnsan çaputa umut bağlamaktan vazgeçemiyor! Kültürün, geleneğin çok ilerisinde; düpedüz inanç…
Başka yerlerde tek ağaca bağlanırdı dilek çaputları. Burada bir ağaç dolunca ötekine geçilmiş. Ağaç türü ayrımı yok. Öyle ya, Zeus hepsini kutsamıştır.
Diğer dilek ağaçlarından bir ayrılık da naylon parçaları.
Hem de özensiz biçimde başlanmışlar. Düşünün ki bir uluya, su şişelerinin bantlarıyla dilek iletilmiş. Yurttaş, buraya varana değin susamış, su içmiş, marka bandını dilek betiği yapmış. Pet şişeyi bir yana atmış.
Yüceler yücesi Zeus’a bu ne saygısızlık! Bu ne laubalilik!
Zeus deyip de geçmeyin!
Sokrates’i tanrısızlıkla suçlayan Meletos, Atina Mahkemesi huzurundaki bu savını Zeus’a yemin ederek güçlendirmiştir.
Platon’un yapıtlarında, Sokrates’le konuşanlar sözlerini Zeus’la süslemiştir.
Diyeceksiniz ki bu çaputlar, Erdem Baba’dan himmet istemek için bağlanmış olmasınlar?
Olası kuşkusuz. Ancak Erdem Baba’dan artık değil başkalarına, kendine verecek himmeti kalmış mıdır?
Zeus Altarı’nın oturduğu kayanın duvarlarına da isimler yazılmasına şaşırmadım. Onları yazan tipler mağara devrinden çıkamamışlar.
Zeus Sunağı’ndan bakılan manzara görkemli: Ayvalık ve Asos arasında uzanan hilâl biçimimdeki kıyısıyla ve kıyıya çok yakın birkaç adasıyla Edremit Körfezi.
Halikarnas Balıkçısı, Turgut Reis adlı romanında şöyle diyor: “Gönülden türkü, dudaktan gülüş, çiçekten renk olduğu gibi Ege sularından da bu leylâki, açık mavi ve açık yeşil adalar doğmuştu. Bu adalara gönül veren Anadolu, yeşil çimenlik ve çamlık kollarını açarak onları bağrına basmıştı. Adalar Denizi gerdanını onlara ayna etmişti. ”
Adalar Denizi diye de adlandırılan Ege’nin ufak tefek adacıkları solumdalar. Sağımda ise son yıllarda Avrupa niyetiyle Anadolu’dan Ege’ye açılan Asyalı göçmenlerin sağ varabilirlerse ilk durakları olan Midilli Adası. Ege ve Akdeniz için Ölü Göçmenler Denizleri de diyebiliriz.
Dönüşte Adatepe’ye girerek anıt iki çınarla gölgelenen bir tesiste çay içiyoruz.
Şirin garson kıza (İngilizce öğretmenliği bölümünde okuyormuş, üçüncü sınıfa geçmiş.), köyde üretilen zeytin sütünün ne olduğunu sordum. Yanıtı hoştu ve boştu: “Zeytinyağının en iyisi.”
Başka bilgi veremedi.
Zeus Altarı ağaçlarına bağlanan şeylere yüklenen dileklerin Zeus’a mı yoksa Erdem Baba’ya mı iletildiğini sormak ise usuma gelmedi.