Temel atmada ne zaman bitirileceğine söz verilmişti.
O söz tarihi yaklaştı.
Konsorsiyum ortakları olan Japonlar, imkânı yok, yetişmez dediler.
İspanyollar da.
Türk ortak da.
Projenin kamu ayağından sorumlu yönetici şirketlerin yöneticilerini topladı.
Neden yetişmeyeceğini izah etmelerini istedi.
Hepsi izah ettiler.
Mesainin 24 saate vardiyanın üçe çıkarılmasını, ülkelerindeki bu alandaki uzmanların getirilmesini, o güne kadar gece gündüz işin başında olacağını, malzeme tedarikinden ek ödemeye kadar her şeyi halledebileceğini, sözlerinde durmaları gerektiğini söyledi.
Ortaklar aynı mazeretlerin uzantısı olan yeni mazeretler söylediler.
Yönetici kapıyı kilitletti.
Masadaki zarf açacağını parmağına sapladı.
A4 kâğıdına “… şu tarihe kadar yetişmediği takdirde biz aşağıda imzası bulunanlar Boğaz Köprüsünden atlayarak intihar edeceğimize söz veriyoruz” yazdı ve kanıyla imzaladı.
İmzalayın lan dedi, küfrederek.
Odadakiler sapsarı oldular.
Türk ortak yan çizecek oldu, masadaki küllük kafasında patladı.
İmzaladılar.
Adı geçen ülkelerden uzman takviyesi yapıldı.
Mesai 24 saate çıktı.
Malzemeler temin edildi.
Yetişmez dedikleri iş süresinde yetişti.
Sonra o yöneticiye ne mi oldu?
Adı Feridun olan bir üst yönetici onu görevden aldı.
Hakkında soruşturma açtı.
Ömer Seyfettin hikâyelerinden mülhem yazılmadı bu yazı, gerçeğin ta kendisi.
Bu yazıyı Üsküdar’dan Sirkeci’ye deniz altından geçerken mi okuyorsunuz?
Efendim?

%d blogcu bunu beğendi: