Çoktandır uğramamıştım Mersin’e.
Akdeniz’e yaz mevsiminde gelmek istemem.
Nemli sıcağa gitmek. Sürekli ter akmak. Nefes almakta sıkıntı yaşamak. Hava soğutuculara mahkûm oturmak, mahkum uyumak. Bir odaya tıkılmak. Hele sayı kalabalıksa.
Derseniz ki bir dünya insan akıyor Akdeniz’e her yaz. Doğru, akıyor.
Mersin de de Akdeniz’in bu yanı doldurula doldurula Kıbrıs’a doğru ilerliyor!
Önce gökdelenlerle kıyı kapatılıyor, güneşin ve rüzgârın önü kesiliyor; sonra kıyı dolduruluyor, doldurulan yerler de çok geçmeden yapılarla donatılıyorlar. Hortumun kente gelmesine gerek yok, kent hortuma gidiyor.
İlk durağımız Taygun’un evi.
Genişçe bir bahçe içinde iki katlı bir konut.
Karşısındaysa bir kedi evi. Belediye koymuş. İyi iş işlemiş. Kuş evlerini, kedi evlerini, köpek evlerini çoğalmak insanlığın hayvanlara borcudur.
Daha sokağa girince orada burada bir sürü kedi görüyorum.
Aracın üstüne çıkıyor bir tanesi, altına dalıyor bazıları.
Evin bahçesine giriyoruz.
Bahçe kapısının dibi, duvarların üstleri, ev kapısının önü; her yaştan, her boydan kedi.
İçerisi daha da dolu.
Zemin, koltuklar, merdivenler. Oynayanlar, oynaşanlar, uyuyanlar, sürünenler, miyavlayanlar. Yeni doğmuşundan yaşlısına, felçlisinden körüne, üç ayaklısından çenesi kırığa; onlarca.
Kedi cinsi nazlı ve ürkek olur. İnsana hemen yaklaşmaz. Bunlar öyle değiller. Yavrulardan biri dizime, biri omzuna yerleşiveriyor. Biri elimi kemiriyor, diğeri uyuyor.
Üstünde üç beş kedi yavrusu tünerken insanın olumlu duyguları taşıyor.
Çatı katında Patraş duruyor.
Koca Ankara’da barındırmadılar, Mersin’e gönderilmek zorunda kalındı. Kedilere dokunmuyormuş. Yine dana iriliğinde, yine çocuksu. Sevgi, ilgi düşkünü. Hayret, unutmamış. Coşkuyla havlıyor. Kucağa geliyor, sırtüstü yatıyor. Yakayı kurtarmak zor olacak.
Halikarnas Balıkçısı, Aganta Burina Burinata adlı romanının bir yerinde, aşçı Yaşar’ın körüyle, topalıyla elli, altmış kadar kedi, köpek beslediğini yazıyor.
Güzel bir eylem kuşkusuz. Ancak Yaşar’ın kedileri dükkânın çevresinde konuşlanmışlar ve Yaşar’ın yaptığı işten az bir cömertlikle hayvanlara da pay düşer. Taygun ise evinde barındırıyor ve kendisi gelirsiz. Evdeki kedi sayısı belki daha çok. Hepsi aşılı. Hepsi veteriner gözetiminde.
Sayı azalmıyor, çoğalıyor. Çünkü düşkün bir hayvan gören buraya getiriyor. Geri çevrilmiyor nasılsa. İçeriye teslim etmesi gerekmiyor, kapı önüne bıraksın yeter.
Kuşkusuz bunca hayvanın yiyecek, bakım, sağlık giderleri epey tutuyor.
Taygun’un kendisi yokluk içinde. Üstelik alerjisi de var. Bir deri bir kemik dedikleri türden ufak tefek bir kız. İlke edinmiş, et yemiyor. Söylediğine göre arkadaşları arasında hiç hayvan ürünü tüketmeyenler de varmış. Başlıca destekçisi annesi. Hayvan sevenlerden de destek umuyor, bekliyor.
Kimi komşular kedilerden yakınıcılar. Uğraş sürüyor. Bakalım kim kazanacak?
Konulara çıkarcı yaklaşanları uyarmak için, “kedi gittiğinde farenin bey” olacağı atasözünü anımsatıyorum. Kedi mi, fare mi; biri seçilecek demişler.
Gerçi böyle ince durumlarda benim usumu, fareler de hayvan, onların da canları var türünden bir şey kışkırtıverir.
Fare türü henüz insan soyunun güdebileceği şekilde evcilleştirilmedi, kobaylıktan öte değer kazanamadı savunusuna sığınarak kedicilerle dalaşmaktan uzak duruyorum.
Söz atalara gelmişken, her sözlerini beğenecek değiliz, “kedinin boynuna ciğer asılmayacağı” uyarısını etkili bir biçimde eleştiriyorum.
Sordunuz da mı ciğeri boynuna geçiriniz? İnsan soyunun zayıflıklarını hangi hakla kediyle örnekliyorsunuz?
Hayvan sevenleri de uyaralım: Hep aynı yöne bakmak diğer yönlerin görünmezleşmeleri sonucunu doğuruyor. Belki ilgi bekleyen başkaları savsaklanıyorlar, yoksun bırakılıyorlar. Hele tek yönlü bakış bağımlılığı oluşmuşsa….
Sözü Taygun’u üzmeden bağlayalım: “Evler kedisiz yetim, sokaklar kedisiz üvey sayılır,” diyor Haydar Ergülen üzgün kediler gazelinde. Evler için bir şey demek istemem ancak sokaklar ve bahçeler kedilerle daha yaşanılır.
Kişi sağlığını; kaldırımlarda, yollarda, ulaşım araçlarında sıklıkla gördüğümüz insan kılıklı, beyinsiz, yüreksiz, iğrenç ilkeller kadar tehlikeye düşüren hiç bir yaratık yoktur.