Sadık Yalsızuçanlar 2018’in kasımında ülkenin çeşitli yörelerinde deli namıyla maruf vicdanı yüce şahısların hikâyelerini derlediği “Deli Tomarı” adlı eserini külliyatına dâhil etti. Çağdaş Türk öykücülüğünde kendine mahsus sesiyle çığır açan üslup sahibi usta öykücü Yalsızuçanlar bu sefer memleketin delilerine ait hikâyeleri anlatırken kurmacanın yalanından sakınırcasına kalemini ve kelamını anlatının sade ve akıcı ritmine bırakıyor. Deliliğin dolaysız ve sakınmasız halini ve evrenini bir nebze olsun okura tattırmak için belki de.

Eseri okurken hayatın kıyısına düşmüş, kendini normal kabul eden insanların ölçülerinin olanca dışında bir elbise giyinen ve benzersiz bir dille kendini ve kendinin dışındakileri ifade eden bu şahsiyetlerin ölçüsüzlüğünü görüyoruz. Ölçü dedimse şimdilerde modern çağın bize dayattığı güya kabul edilebilir tanımlardan bahsediyorum yoksa onların ölçüsü aslında hayatı tam anlamıyla yaşanılabilir kılan ve vicdanı her şeyin üstünde tutan bir ölçü…

Bizim başımıza ne geldiyse asla değer vermememiz gereken ne varsa hepsini başımızın üzerine koymamızdan gelmedi mi? Şimdi içine doğduğumuz bu dünya şu haliyle yaşanılabilir bir yer mi? Bu dünyanın bize vadettiği değer ne? Soruları sayfalar dolusu çoğaltabiliriz. Bu sorulara verdiğimiz cevapların karşılığı olan ne varsa elimizin tersiyle ittiğimizde bir deli de biz oluruz. İtebilirsek eğer.

Eserin birinci bölümü deliliğin saf halini anlatıyor ki “Delilik az akıl ile olmaz” diyor usta; bense “Delilik az akıl ile anlaşılmaz” diyorum. Bu bölümde insanı adeta bir dolap beygiri gibi çevresinde dolandırıp oyalamayan; insanı içinin derinliklerinde gezdiren metinleri okuyoruz.

İkinci bölüm intihar hikâyelerinden oluşuyor ki ürpertici, insanlığımızı sorgulamamızı gerektirecek denli sarsıcı metinler bunlar. Seneca yetişiyor imdadımıza “Küçük acılar konuşabilir ama büyük acılar dilsizdir” diyor. Susuyorum. Yalsızuçanlar da susmuş. Yazdıkları acının tarifi bile değil; görünenin hikâyesi sadece.

Âyine-i Devrân adlı üçüncü bölüm tam da ismiyle müsemma bir erenler geçidi olmuş. Kimler yok ki Neyzen Baba, Ali Nutkî Dede, Şeyh Galip, Itrî, Fethi Baba, Çetin Öner, Hafız Kani Karaca liste uzayıp gider. Yaşanmış gerçek olaylar Timur hikâye kişisi diliyle Ferdi’ye anlatılmış.

Eseri okuduktan sonra anlıyoruz ki delilik az akılla anlaşılmaz, anlıyoruz ki aşk ve delilik birbirine akrabadır.

Bereketli olsun, Okuru bol olsun, Sadık Yalsızuçanlar’a selam olsun.

Eser Profil Kitap’tan çıktı.
Esere şuradan ulaşabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: