Yanında bir genç kadınla gelirdi ziyarete annesi.
Çocuğu kodesten tanırdım.
İki saatlik nöbetimde sigara ve çay sınırsızdı.
Kapıyı kapatırdım.
Genelde 15 günün altındaki hapis cezalarına çarptırılan 17-18 kişi bulunurdu kodeste.
Çocukların kemerleri ve ayakkabı bağları da alınırdı.
Kapıyı kapatır hepsiyle teker teker konuşurdum, sivil hayatta ne yaparlar, anne babaları kimdir necidir, hangi türküyü severler, hangi kitapları okumuşlar, çözemedikleri dertleri var mı?
Terhis olurken onlarla da helalleştim.
Alkış tuttular.
Ağlayanlar oldu içlerinden.
Kodeste ziyarete gelmezdi annesi elbette, ziyaret gönleri tugayın ziyaret yerine gelirdi.
Yanında bir genç kadınla.
Çocuğun kolları ve göğsü kedi tırmalamış gibiydi.
Annesi her gelişte ikisini baş başa bırakır benimle dert yanardı.
Ne dert ama!
Oğlanın gönlünü kaptırdığı kız da sermayeydi.
Annesi emekli sermaye.
Kendine, oğluna, oğlunun takıntısına ayrı ayrı üzülürdü konuşurken.
Bir hafta yalnız geldi.
Kızı birisi vurmuş.
Söyleyemedi oğluna.
İkinci hafta gelmedi.
Üçüncü hafta oğlan firar etti.
Aradan 21 gün geçmiş, bugün gazetede resmini gördüm de katilin, baktım bizim çocuk.
Tanıdım.
Allah kimsenin başına vermesin.
“Ne hayatlar var” dedi gazeteye bakarken yanımda bulunan Turan’a çocuğu anlattığımda.
Daha bildiğimiz bu.
Ne hayatlar var, tabii…

%d blogcu bunu beğendi: