Tanımlı ve Mutlak Hüzünler Hasan Harmancı’nın ikinci öykü kitabı. İlk kitabı Uyanmak Üzere Olan bir Adam’da bireysel kimlik oluşumu etrafında öykülerini oluşturmuştu; ikinci kitabında ise toplumsal kimlik diyebileceğimiz, mahalle etrafında sosyolojik okumalar yapılabilecek konuları ele alıyor.

Harmancı Uyanmak Üzere Olan Bir Adam’da samimi bir dil ile dostluk, vefa gibi insanlık halleri ile birlikte bireysel eleştiriyi merkeze almıştı. Entelektüel kişinin açmazlarına, sorunlu yanlarına ve samimiyetsizliklerine odaklanırken ikinci kitabında bu sefer odağa mahalle ve dolayısıyla toplum ve geleneği yerleştirmiştir. Burada eleştiriden ziyade durum tespitini görürüz. Özellikle edebiyat sosyolojisi açısından bir hayli malzeme sunar. Türkiye’nin son otuz yılının bilançosunu çıkarır adeta.

Harmancı kitabı “Mutlak” ve “Tanımlı” olmak üzere iki kısma ayırır. Aslında öyküler ortak bir zemini kullansa da anlatıcı ve karakter tipleri bakımından küçük nüanslar vardır. Buna göre “Mutlak” adlı bölümde daha çok mahalle üzerinden ve iki bin öncesi ele alınırken, “Tanımlı”, bölümünde ise iki bin sonrası ve anlatıcının üniversite öğrencilik hayatı ve akademik hayatın etrafında şekillenir.

Tanımlı ve Mutlak Hüzünler’de ana karakter kim diye sorduğumuzda yanıt Şeker Tekke Mahallesi olacaktır. Kitap bütünlüklü bir şekilde Türkiye’nin bir mahallesini, Şeker Tekke’nin öyküsünü anlatır. Türkiye’nin son otuz yılı mahalledeki değişim üzerinden ele alınır. Burada mekânın belli, tanınan bir yer olması bir yana, sondaki vurgu gibi Türkiye’nin bütün sokakları aynı hamurdan yoğrulmuş sayılır. Mahallenin insanları, aile içi ilişkiler, beklentiler, sıkıntıların yanında mahallenin dönüşümü her yönüyle öykülere yansır. Toplumsal kimlik inşasının gerçekleştiği yer olarak mahalle bireyin de içinden çıkamadığı bir noktadır. Çünkü kişi orada kendini şekillendirir. Benlik algısının oluşmasında çevrenin rolü büyüktür. “Filozof Olamamamın Binlerce Sebebinden Sadece Bir Kaçı” öyküsü bile tek başına buna bir cevap niteliğindedir. Öyküde filozof olmayı düşünen bir çocuğun ailedeki konumu ve ailenin ona yaklaşımını görürüz. Tipik bir Anadolu ailesi olarak düşünülen ilk meslek öğretmenliktir. Para getirecek, karın doyuracak işler seçilmesi geleceğin güvence altına aldığının garantisidir bir bakıma. İhtiyaçlar hiyerarşisinde ikinci basamaktan yukarı çıkamamış insanlar için “Coğrafya kaderdir” sözü mahalle bazında ortaya konulmuş olur.

Burada yaşayanlar için öncelik geçim derdidir. Bir dağ köyünden gelip ovaya yerleşmiş fakat güvenlik ve fiziksel ihtiyaçlar etrafında dönen bir hayatta kendilerini bulmuşlardır. İnanan, seven, geleneksel aile yapasının hâkim olduğu mahallede kişiler Cuma’ya giderler, toplanıp Yasin okurlar, dedikodu yapar, birbirlerinin arkasından atıp tutarlar ama yine de birbirlerini severler. “Sevmenin zorunlu olduğu mahallenin adıdır Şeker – Tekke. (s.15)” Anneler ve kızları kol kola pazara gider, yaşlılar camiye, genç erkekler kahveye giderler; yalnız hep birlikte Ferdi, Müslüm dinlerler.

Son dönem öykülerde kentsel dönüşümü fazlaca görmeye başladık. Türkiye’deki değişimi mahalle üzerinden okumak en sağlam yöntemlerden biri olsa gerek. Yazarlar dönüşüme duyarsız kalmamış, kendi tanıklıklarını oluşturmuştur. Harmancı bu tanıklığı kitap boyunca ve otuz-kırk yıllık bir zaman dilimini kapsayarak yapmıştır. Anlatıcının doğumu diyebileceğimiz ilk öyküde adeta mahallenin röntgeni çekilerek genel bir anlatıya başvurulur. Burada karakter mahalledir. Okura genel hatlarıyla mahalle tanıtılır. Evler, sokaklar, insanlar doğal halleriyle var olurlar. Yıl seksen-iki bin arasıdır. Kentsel dönüşüm başlamamış, hayat tüm doğallığıyla akarken bir tarafta siyasi olaylar, bir tarafta insanın tutunma gayreti göze çarpar. Mahalle yüceltilmediği gibi yerilmez de. Sadece röntgeni çekilir.

Öykülerin anlatıcısı muhafazakâr anlatıcıdır. Seksende doğmuş, doksanlarda çocukluk ve gençlik dönemini yaşamış, iki bin sonrasında üniversite okuyup yine üniversitede çalışmaya başlamıştır. Kimlik oluşumu doksanlara denk gelir. İki bin öncesinde geleneksel aile yapısından iki bin sonrası seküler, modern bir tarza dönüşümünü görürüz. İki bin sonrasında aşk ve iş arasında daha bireysel bir anlatıcının varlığı gözlenir. Kitabın ilk bölümünde mahalle kadar öne çıkan bir diğer dikkat edilmesi gereken husus politik olaylardır. Muhafazakâr bakış açısı burada devreye girer. Gençlik dönemindeki anlatıcı dönemin siyasi görünümünü, ekonomik vb. sıkıntılarını, mercek altına yatırır. Yaşanan sıkıntılar durum betimlemesi şeklinde değil de karakterin izdüşümü şeklinde verilir.

Gerek kurmaca eserlerde, gerek yakın tarih kitaplarında ve medyada sıkça karşımıza çıkan 28 Şubat, öne çıkan konulardan biridir. Yazarın süreç hakkında duygusal davranmaması ve yaptığı hem eleştiri hem özeleştirileri dikkate değer ayrı bir husus. Dönem detaylarla zenginleştirilmiş, atmosfer bütün yönleriyle yansıtılmıştır.
Hasan Harmancı’nın dikkat çeken bir diğer tarafı rahat bir anlatımının olmasıdır. Son dönemde, Cemal Şakar’ın deyimiyle, zihinsel öyküler yazılırken Harmancı’nın anlatmaya odaklı öyküleri dikkatle okunmalı. Harmancı monologla kurduğu öykülerde biçimsel arayışlarla öyküsünü zenginleştirir. “Karışık Kaset” öyküsünde şarkılar üzerinden bir öykü kurarken, “Türk Toplumda Kuram Eylem Birliği sooonnnnn.docx” öyküsünde deneysele göz kırpar. Harmancı dili özenli kullanır. Öyküler monolog şeklinde ilerlediği için lirik bir anlatımı vardır. Öykülerdeki içten, ritmik anlatım okuru da içine çeker.

Her ne kadar sürekli bu coğrafyaya odaklanıp sürekli Türkiye’yi konuşsak da dünyanın gittiği bir yer söz konusu ve ülkemiz de bu gidişattan muaf değil. Sürece dünya ölçeğinden baktığımızda ise vaziyet zannettiğimizden daha karışık. Fakat içinde pek çok disiplini barındıran edebiyatın bu zenginliği, kilidi açmada bir anahtar görevi üstlenebilir. Tam da bu minvalde çağa tanıklık etmek ve deneyimin aktarılması bakımından Hasan Harmancı öyküleri dikkatle okunmalı.

%d blogcu bunu beğendi: