Gergedan ve Mektup, 25 Aralık 1987

Çarşıdan eve dönünce gördüm ki abimden mektup gelmiş. Arkadaşlara bırakmış postacı. Selamlamış. Görevine nasıl başladığını özetlemiş. 11 Martta köyden ayrıldığını, 12 Martta İstanbul’a ulaştığını, aynı gün görev yerinin belli olduğunu yazmış: Şişli Harbiye Polis Karakolu. Zenginlerin yaşadığı muhitmiş. Karakolun olduğu cadde çok biliniyormuş: Teşvikiye Caddesi. Ayrıca geldiği günlerde İstanbul’un dehşet soğuk olduğunu da belirtmiş. Çağlayan’da, Yeni Çağlayan Oteli’nde kalıyormuş.
“Otel çok soğuk ve pis”
***
Gergedan dergisi yine dolu dolu. Reklamları bile göz alıcı. Gergedan gözüyle geçen aydan bu aya seçme sanat olaylarına yer verilmiş ilkin. Ve hemen sonrası İlhan Berk’ten harika şiirler. İlk şiiri:

“KÜÇÜK BİR GÜL
ŞİMDİ DÜNYADAN GEÇERKEN

Saçlarını öyle ıslat ve tarat geceye
Küçük bir gül şimdi dünyadan geçerken
Anlatsın bir kıyıya vuran ölümü
Bir şimdi bir sonra olan ölümü
Defterlerinde kırçiçekleri kurutan bir ölümü
Sessiz, solgun bir Doğulu olan ölümü
Bir dağ ya da bir ırmak olan ölümü
Seninle konuşur gibi kendi kendine konuşan ölümü
Kendi halinde bir ölüm olan ölümü

Evet, saçlarını öyle ıslat ve tarat geceye.

Aslında şiirin bir iki dizesini yazacaktım ama dayanamadım tamamını yazdım. Öznesi nesnesi belli olmayan şiirler yazan Günseli İnal’ın şiiri, yüzü gibi soğuk. Oysa “Lale Sesiydiler ve Yoktular” kitabının adını ne çok sevmiştim. İtalyan şair Mario Luzi’den şiir çevirileri yapmış Işıl Saatçıoğlu. Çevirmenin dediğine göre Dante kadar İtalya’nın şairiymiş. Kırk Yaşın Eşiğinde şiiri okunası. Tahsin Yücel’den uzun bir öykü: Büyükbaba. Sürek Avı başlığıyla, Çalıntı Fotoğrafları yazmış Bilge Karasu. Kendi ifadesine göre Ataç’a dair “çentikler”i günlük kurgusu içinde yazmış, gün belirtmeden. Çıkmalar bölümünde Cemal Süreya ile Ece Ayhan Sarışın Cumhuriyeti başlığı adı altında genç şairleri konuşmuşlar. Yaşlarından başlayarak, iki eleştiri getirmiş Cemal Süreya “Günümüzde, nasıl olmuşsa, şiir kendi kendinin konusu olmuş. Konu hayat olmalı. Hatta bence, bugün için, iyice güncel hayat olmalı. Genç şair, güncel duruma, daldaki kiraza uğramadan tarihe dadanmak istiyor. Genç şair söz düzenine hâkim. Ama onunla yetinme tehlikesi de var.

Genç şairlerde gözlediğim bir başka nokta, birbirlerini sevmemeleri. Her üç dört kişi, başka bir iki kişiye karşı. Bu bölünmede bazı dergilerin tavır payı da var.”

Bu sayının araştırma konusu “Düş/düşün/düşünce”. Dosyanın hareket noktası “Düşleyen birinin yanında muhakkak bir yorumlayan da bulunur” ilkesi olmuş. Bilge Karasu, Gaston Bachelard’dan “Düş Kurmanın Poetikası”ndan çevirmiş. Freud ve Walter Benjamin’de düş kuramının yanında, Enis Batur’un 1980-1987 yılları arasında yazdığı Argın Gece Düşleri’ne yer verilmiş. Selim İleri de edebiyatçılardan Unutamadığım Rüyalar’ı yazmış. Ayın Kitabı bölümünde Füsun Akatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Adam Yayınlarından çıkan Aydaki Kadın‘ı değerlendirmiş.

Dedim ya, dolu dolu bir dergi. Ben de seten seyrek dolaştım derginin sayfalarında acelesi olan bir atlı gibi.