Açlardı.
Söylemediler ama anladım.
Yıkılmış, düşmüş gece çocuklarıydılar.
Birbirine yakın yaşlarda sekiz hırpani çocuk…
İki de köpekleri var.
Yürüdük.
Bir lokantaya girdik.
Garsonlar almak istemediler.
Ben ısmarlayacağım, içip, çekip gideceğiz dedim.
Çorbamızı içtik.
İçlerinden gurubun doğal lideri olan çocuk, abi dedi, birer çorba daha içsek çok mu olur.
Olmaz dedim.
Birer çorba daha içtiler.
Utanarak tekrar, abi dedi, iki köpeğimiz var, onlara…
Tamam dedim.
Kasaba gittik.
Köpekler için nevale aldık.
Çay da içelim mi, dedim.
Bir çay ocağına geçtik.
Moğol istilasını gerçekleştiriyormuşuz gibi ocağın sakinleri tedirgin gözlerle bize baktılar.
Hiçbir taşkınlık tatsızlık olmadı.
Onlara kendi hikâyemin karşılık bulacağını sezdiğim bölümlerini anlattım.
Hikâyelerini dinledim.
Gece oldu.
Çay ocağı kapandı.
Geceye karıştılar.
Köpekleriyle birlikte.

%d blogcu bunu beğendi: