Biri güzel. Biri daha güzel.
Aralarından su sızmıyor.
Bir esmer. Biri daha esmer. Ne diyelim, bahtları ‘açık’ olsun.
Şimdi açığı tırnağa almasak okuyucu anlamayacak sanki.
Biri cin gibi. Biri cinlerin bile cin gibi dediğinden. Gözleri tan suresini okuyor.
Biri Rus Dili Edebiyatını bitirmiş. En sevdiği yazar Çehov’muş. Gel beraber vişne bahçelerine gidelim desem… Onun yanakları vişne benimki kızılcık. Biri Türkoloji’de öğrenci. Yüzü Sibiryalı da gözleri bir Afrika bir Afrika…
İlk biri Körlük’ü okuyormuş şu anda. Körleştim konuşurken, ikinci biri okuduğu kitabı ucundan gösterdi, kapattı.
Bir edalı, biri işveli.
Birine soruyorum biri söylüyor.
Bu işte ‘diğer’ yok ‘değer’ var.
Hem değse de değmese de.
Karacaoğlan’ı kendi sesinden dinler gibi ayrıldım kitapçıdan.
Bir daha uğrarsam ‘danışmaya” değil ‘tanışmaya’…

%d blogcu bunu beğendi: