Sosyal medyada sıkça rastladığım ve her nedense özellikle dindar insanlar arasında çok da ilgi gören vidolardan birini açıp izledim.

Daha adından ana fikrini haykırıyordu:

“Yeşilçam’ın hedefi İslam’ı yıkmak”

Biraz daha izleyince öyle tiksindim ki neredeyse kusacaktım.

Neler demiyordu ki…

“Yeşilçam bir örgüt”müş.

“Bütün Türk filmlerinde hoca, imam karakterleri kötü gösteriliyor”muş.

“İslam’la alay ediliyormuş”

Ve bunun gibi az çok herkesin tahmin edebileceği bir sürü zırva…

Çokça rastladığımız bu çirkin propagandanın gerisindeki kafaya göre Müslüman olan herhangi biri, Türk filmi izlediğinde kafir olur.

Hatta kazara filmlerde oynayanlar, yönetmenlik yapanlar, setlerde çalışanlar İslam’a kılıç çekmiş sayılır.

1960-70’li yıllarda her yıl ortalama 200 film çekilen Yeşilçam’da 50 yılda topu topu bir elin on parmağını geçmeyecek olumsuz, kötücül din adamı karakterine rastlarız.

Daha açıklayıcı bir şekilde söylersek Yeşilçam’da bu tür karakterler binlerce film içinde tek tüktür.

Öyleyse nereden çıkar bu yaygara?

Bana bunun en temel sebebi Türkiye’de yaşayan dindar insanların kendini hala ötekileştirilmiş, her an buradan kovulacak psikolojisiyle yaşaması olarak görünüyor.

Bu psikolojinin insanı birçok konuda yanlış kanaatlere ulaştırdığına da çok kez şahitlik ediyoruz.

Korkular, çekinceler ve ön yargılarla varılan bu düşüncelerin elde olanı da kaybettirme tehlikesine de sebep olduğunu söyleyebiliriz.

Öyleyse ilk önce Türkiye’de yaşayan dindar insanların korkularından, geçmiş kötü tecrübelerin getirdiği kalıplaşmış tavırlardan kurtulması gerekiyor.

Bu sadece Türk sinemasına karşı bir tavır değil aynı zamanda Türk edebiyatına, Türk tiyatrosuna Türk müziğine, Türk resmine de alınan tavrın bir süreğidir.

Elbette bu söylediklerimizi kendimi de içine kattığım Türkiye’deki İslami kesimin büyük çoğunluğunu dışarıda bırakarak dile getiriyorum.

Nihayetinde ortalama bir Türk ailesinin bu tür çirkin propagandalara kanmayacak kadar bilinç sahibi olduğunu biliyorum.

Özellikle İslami olarak bilinçlenme aşamasındaki genç nesli ön hedefine yerleştiren bu olumsuz ikna çabaları dindar insanlar arasında Türk sinemasına karşıt bir kesim oluşturma hedefini taşıyor.

Bunu başaracaklarına ihtimal vermiyorum ama bir kişiyi bile Türk sinemasının karşısında konumlandırırlarsa Türk sinemasından bir seyirci eksilteceklerdir.

Hayır, mesele sayısal bir eksilme de değil sinemaya karşı bir mesafe uyandırarak Müslümanları sinemadan, film yapmaktan uzak tutmaktır.

Böylece bize ait tezlerin, görüşlerin, bu coğrafyanın hikâyelerinin bu alanlarda yer alması engellenmiş olacaktır.

Kısacası, bu çok masum gibi görünen ucuz duyarlıkların arkasında derin bir savaş hamlesi vardır.

Yoksa kim Allah’ın dinini yok edebilir?

Kimin gücü yeter Allah’ın ismini yeryüzünden silmeye?

Allah’ın kendi dinini korumak için hiç kimseye ihtiyacı yok.

Bu durumda bu uyduruk kaygıları kaldırıp çöp kutusuna atmaktan başka çaremiz de yok.

Türk sinemasının, Türk edebiyatının, Türk müziğinin kısacası Türk sanatının imkânlarıyla yeni bir söz söylemek esastır.

O yüzden Türk sineması da Türk edebiyatı da Türk müziği de Türkiye’nin cepheleri arasından birer cephedir.

Bu cephede olanlar da kutsal savaşçılardır.
İŞTE O VİDEO