Bir önceki yazımızda Ankara’daki kitabevlerinden şikâyet etmiş ve Ankara’da kitabevi olmadığından, bu konuda sanki taşrada yaşıyormuşuz gibi olduğumuzdan bahsetmiştik. Bir edebiyat okuru olarak insanın Ankara’da aradığı kitabı bulamaması kadar can sıkıcı bir durum yok. Kitabevlerinin mahalle ayrımı yapmasının etkisi var bunda, ama asıl etkinin insanların popüler kültür ürünlerine şartlandırılması amacından neşet ettiğini sanıyorum. Ciddi edebiyatla uğraşmayın kardeşim diyorlar bize. İşte size edebiyatın en popüleri diye birtakım kitapları dayatıyorlar. Kültürü, özellikle de yüksek kültür diye adlandırılan edebiyatla, şiirle oluşturulan kültürü dönüştürme ameliyeleri bunlar. Bunda da vasıta olarak kitabevlerini kullanıyorlar.

Kitabevi sahiplerinin bu dönüştürme ameliyesinde fiilen görev aldıklarını söylemek istemiyorum. Muhtemelen ne yaptıklarının farkında bile değiller. Ankara’dakiler için söylüyorum: Ankara’da kitabevleri Dost Kitabevi’ni taklit ettiler ve böyle bir tablo ortaya çıktı. Dost’un kurucu sahibi Erdal Bey’i kastetmiyorum, ama kitabevinin böyle bir tarz hâlinde oluşmasını temin eden ve bu konuda danışmanlık yapan / lar kimlerse, işte onların masum olduğunu zannetmiyorum. Diyorum, ama yine de tereddütteyim. Çünkü Dost’a o dönemde danışmanlık yapanlar muhtemelen batıda gördükleri kitabevlerine benzetmeye çalıştılar kitabevini. Zafer Çarşısı’ndan sonra Konur Sokak’ta (gerçi şimdi o sokakta değiller, (bulvara göre bir alt sokağa, Karanfil Sokağa büyük bir kitabevi açtılar) orayı kapattılar) açtıkları kitabevinde başlattılar bu tarzı. Yayınevi ve dağıtım şirketi de kurdular. Sonrası ise kısa zamanda büyüme olarak geri döndü Dost’a.

Ankara’da kitabevlerinin bu hâle gelmesinin ardından kitapla alakalı serencamımız yeni tarz alarak farklılaştı. Kapitalizmin doymak bilmez iştahı ne yazık ki geldiği bu aşamayla küçük esnaf olarak tasnif edilebilecek kitapçıların sonunu getiriyor. Yüksek kültür olarak ad verilen kültürün okura ulaşmadaki son halkası, onunla birlikte kültür de bizim neslin aşina olmadığı bir tarza bürünecek ve kapsamlı bir değişiklik geçirecek. Kitabevleri bizim Ankara’ya geldiğimiz yıllarda bir kültür ocağı merkezi gibiydi. Taşrada ise kitabevi, adlandırma yanlış olmasın bir nevi mektepti. Bursa denilince aklımıza gelen Sur Kitabevi’ydi, Eskişehir denilince Gazve Kitabevi, Kayseri denilince Akabe Kitabevi’ydi. Sur ve Gazve kapandılar. Akabe faaliyetini devam ettirebiliyor mu bilmiyorum. Ankara’da da bizim mahalleden Akabe kapandı, Vadi, Pınar, Akçağ kapandı, Fatih Kitabevi ücra bir köşeye çekildi. Böyle giderse Birleşik Kitabevi’nin de kapanması mukadder gibi görünüyor. Çünkü kapitalizmin kültürü dönüştürmedeki bu aşaması ne yazık ki bizim mahalleyi de ciddi biçimde etkiledi ve mahallenin alışkanlıklarını değiştirmeye başladı. Artık birçok arkadaşımız, dostumuz kitap alışverişini internet üzerinden yapıyor. Sadece arkadaş ve dostlarımız mı? Değil tabii ki, benim çocuklarım da kitap alışverişlerinin kısm–ı azamını internet siteleri üzerinden yapıyorlar. Sadece bulamadıkları, temin etmekte güçlük çektikleri kitaplar için benim aracılığımla Birleşik Kitabevi’nden yapıyorlar. Çünkü internet sitelerinden kitap almak çok daha ucuza geliyor veya kitabı bulmak için kitabevi dolaşmak zorunda kalmıyorlar, sipariş verip beklemek istemiyorlar. Bu alışveriş tarzı kolaylık sağladığı gibi, keseye de faydalı bir tarz.

Kitap satışı yapan internet sitelerinin mahalle ayrımından kaçındıklarını falan zannetmeyin. Onlar da kitabevleri gibi mahalle ayrımı, yayınevi, yazar ayrımı yapmayı devam ettiriyorlar. Bir nevi kitap dünyası alışkanlığımız hâline geldi bu tavır ne yazık ki. Bir yayınevinin kitabını mesela internet satışı yapan bir siteden temin edemiyorsunuz da bir başka siteden temin edebiliyorsunuz. Söz konusu internet sitesi ya o yayıneviyle, hüsnü zanla bakarsak anlaşamamış, suizanla bakarsak o yayınevine karşı tepkisi var, onun için o yayınevinin kitaplarının satışını yapmıyor / yapamıyor. Dünyanın en büyük kitap satış sitesi Amazon Türkiye piyasasına girmek istiyor mesela, ama bakıyorsunuz siteye, satışını yaptıkları kitap sayısı 100’ü bile bulmuyor. Birkaç ay önce Amazon Türkiye sitesine girmiştim de o zaman gördüm 40 – 50 civarında kitabın satışını yapıyorlardı. O kadarcık kitap arasında benim alakadar olduğum alanlarla ilgili kitap sayısı 5’i bulmuyordu ve bu kitaplar da bende vardı. Girip baktığım tek internet sitesi Amazon oldu. Bir daha da girip bakma ihtiyacı bile hissetmedim. İnternet üzerinden kitap satışı yapan sitelerin kitap piyasasını neredeyse ele geçirmiş olmaları dağıtım şirketlerinin kapanmasına da vesile / sebep oldu.

Ankara için söylüyorum, muhtemelen taşrada bu seviyede değildir: Artık kitabevlerinde şair ve yazar tanıdıklarla karşılaşmak nadirattan hadiseler hâline gelmeye başladı. Eskiden hangi kitabevine gitsen bir tanıdık şair / yazar siması ile karşılaşmak mümkündü. Hele bazı günler hangi şairi / yazarı hangi kitabevinde bulacağınızı bilirdiniz ve görmek istiyorsanız, biraz sohbet etmek istiyorsanız o gün o kitabevine giderdiniz. Şimdi öyle mi? Salgını dışarda tutarsak herhangi bir kitabevinde mesela Rasim Özdenören ile Erol Göka veya Necip Tosun, Mustafa Şahin, Osman Özbahçe, Hakan Şarkdemir, Hayriye Ünal, Süleyman Kalkan, Muharrem Sevil, Sadık Yalsızuçanlar ile kaç aydır / yıldır karşılaşan var mı? Bunda kitabevlerinin eski işlevini yitirmiş olmasının etkisi olduğu kadar kitap temin etme alışkanlığımızın değişmesinin etkisinin daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bazı isimlerin ortalıkta olmamaları yaşlarına hamledilebilir belki. İsmini zikrettiğim yazar / şairlerin bir kısmı benim de dâhil olduğum nesilden. Ve bizim nesil için ortadan çekilmek biraz erken daha. Saydığım isimlerden bazıları ise bizden bir sonraki nesilden şair / yazarlar. Bizim için erken olan onlar için haydi haydi erkendir.