Kendimize doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Bunu herkes yapıyor. Çok azı bilerek çıkıyor bu yolculuğa. Olmadı; yolculuk kesin de, yolculuğa çıktığımızı biliyor bazıları; o kadar! Çoğumuz “yolcu” olduğumuzun farkında değiliz. Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, tenimiz ve terimiz, saçlarımız ve ayak parmaklarımız haberdar bu yürüyüşten. Yağmur, rüzgar, kıvılcım ve toprak haberdar.

Yürüdükçe yeni bir hal alıyor bedenimiz; bebek oluyoruz; ne yaman delikanlı diyorlar; Tanrım ne güzel kız! Tığ yahut tombul oluşumuz da göze batmıyor değil. Böylece, doğduğumuz kavşaktan başlıyoruz ihtiyarlamaya. Büyümek/yürümek istediğimiz zamanlara yazıklandığımız zamanlar da büyümekle geçiyor. Sonrası soğukluk!

Soğukluk mu, o bizim algımız. Yürüyüşün sonu yok çünkü. Tenimiz toprak olduğunda Hayyam’ın dediği gibi testiye dönüşmeyecek belki ama, üzerinde ne çiçekler bitecek, kim bilir. Ateş renginde; kızıl güller, karanfiller, gelincikler…Onlar da bir yürüyüş içinde olacak kendi hallerince.

Ne güzel bir sözcük yaratmışsın tanrım, adına “yürümek” demişsin; onu emeklemekten, adımlamaktan, koşmaktan ayırmışsın. Yürümek; sözcüklerin tek yürüyeni.

Şaire kalırsa bahar, “hamile bir kurt gibi” yürüyormuş dağlara. Ovalara aynı anda yürüyen milyonlarca bahar var. Kentlerde kızların yürümesi de baharı andırıyor. Kışın yürümesi, güzün ve yazın yürümesi yeni şairler bekliyor.

Bilirsiniz; kökten dallara yürüyen su, yeşil yaprak uçlarında heyecana, dirilmeye, yaşama aşkına dönüşür; yürüyüş bitince o yapraklar sararır, dökülür, toprak olur; yeniden…Sararma da, dökülme de, toprak olma da bir yürüyüştür.

Bir yürüyüştür yaşadığımız; o gözlerini içine çeviren şairin dediği gibi “gündüz-gece” yürümedeyiz. Yolumuzun uzunluğu ve inceliği konusunda bir bilgimiz yok; yolu biz yapmadık, biz çizmedik, köprüler bizim köprülerimiz değil. Biz yürümekle mükellefiz. Dursak da, otursak da yürüyoruz.

İnsan yürüyünce toprak da, su da, ateş de, rüzgar da yürüyor.

Bir de bildiğimiz toprağın yürümesi vardır; korkutur insanı; Tanrı bilir toprağı da korkutur bu yürüyüş. Toprak yürüyerek kaybeder topraklığını; belki de toprak yürümez yürütülür.

Bir de ateşin yürümesi vardır; korkutur insanı. Adına yangın derler bir ejderhaya dönüşür ateş; ayak bastığı yerlerde kül soğuk şarkılar söyler. Ateşin damarlara yürümesi de korkutucudur. Dinlenmek için okuduğumuz Cenk hikayeleri, şaşırdığımız cinayetler bu soysuz yürüye öykünürler.

Suyun yürümesi en güzel yürümedir. En fazla su yürüyünce anlarız yaşadığımızı. Suyun yürüdüğünü anlayınca anlarız. Su en çok benzeyendir ruhumuza. Yürümek, yürümek, yürümek, bir denize dökülmektir muradı. Akmanın suyu mu çıktı diyorsunuz, biliyorum; suyun yürümesidir akması, bunu da…

Rüzgarın yürümesi! Tanrım, ne bereketli yürümedir o. Bunu en çok bal arılarından, meyvelerden anlarız. Rüzgar yürüdükçe mamur olur yeryüzü. Rüzgarın koşmasından korkulur, korkulacaksa!

Yollar yürümekle aşınmaz diyen adama aldırmayın; yollar da yürür ve yürüyen her şey aşınır. Yollar yürümekle de aşınır. Bu aşınma da bir yürümedir.

Ancak yürüyerek ülkeler fetheden ordular selamlanmayı hak eder; ordusunun önünde yürüyen komutanlar. Başkalarına yürümeyi emredenler yürümekten üşenenlerdir.

Dilin yürümesi yazıyladır; şiir olur, şarkı olur, anlattığımız hikaye, duyduğumuz efsane olur bu yürüyüş. Biz dil uzatmayız hamdolsun, dil yürütürüz, dili yürütürüz; o yürüyüşten kimsenin aklına gelmeyen dizeler çıkarırız.

Güneş yürür, ay yürür, yıldızlar yürür. Dağlar da yürür! Dağlar yürüdüğü gün bütün yürüyüşler anlamını kaybeder yahut yeniden anlam kazanır. Tanrım o gün bizi yalnızca yürüyenlerden kıl; sularına kat; bahçelerine karıştır…

Yürüyoruz, ölüm de yürümede karşımızdan.

Yürüyoruz, azığımız yalnız aşk.

Yürüyoruz; kıyamet yakınlaşıyor.

(İsmet Özel’in “Aynı Adam” şiirinden yürüme dizeleri. Elbette okuyucu için!)

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
kökten dallara yürüyen sular gibi
yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
dağların esmer ve yapan telâşından kurtula diye
torna tezgâhlarında demir.

Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
kanla dolar pazuları tarladakinin
hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.