azra’ma

şimdi iyi şeylerden susmalıyım uzun uzun
alnımda kaynayan göğün müptezel alevinden
damlayan atları koşmalıyım intişar caddelere
ilkin kavmime susmalıyım kavmim bana susmalı
ilkin ben buharlaştım güneşin suçu yok
suçu yok katilin kurşuna duyarlıyım
ölüler kazanılmış susku çiçekleridir evet
evet balıklar da boğulur suyun yükünden
hiçliğin çeşmesi akar parmaklarım akar
nasıl da akar biz sızıdır derinlere, ta derinlere
aktıkça erozyondur ruhumun ağaçsızlığına…
sonra bana susmalıyım ağzıma susmalıyım
sakırga doyana dek susmalıyım uslu köpekçik
sonra o benim cinayetim o polisler bana
benim adı geçen telsiz anonslarında
adına sansür konan anarşist benim
nabızda ikilem… Rabb’im
yalnızlığa rölans… Rabb’im
kargaşada cezm… Rabb’im
faili malumdur yaşamak, Rabb’imdir ve hamd O’nadır.

hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan

duvara yaslanan kurşun geçirmez takkesiyle
konuşur Kim’le şikayet içerek badanasından
profile ağan sancısıyla yumruklarını duvarın döşüne
nasıl yatırılan susuşunu anımsa yorgun bahçesinden
nasıl yatırılan tarhların kundağına böcek cesetlerinin
gelir geçer kokularını sürdün mü hiç o iştiyakın
çıkrıkla in mideye gürültüsüne şiddeti boğazlayan
kalan bana kalır ne kalacaksa elenen suküttan
yağmurcuk koşusu kalır nefes nefese kaşıklanan
sofralardır kalkılır boşluğun toynaklarından ezilerek
ezgin bir bıçak dağılır tene yumuşak yerinden
hayır! tende bağıran damarın ne güzel senin
menevişlenmene hoyrat akıp giden sahilinden kan
bize iyi geldi dişlerimize yapışan ruh toksitleri
bize iyi geldi oturup içtik ağzımızın içsel sukunu
başladıkça ordulara sokulan o başsızlık korkusu
çöle giren zayıf bir nehir gibidir, şimdi meydan
savaşı kazanılamaz, çünkü meydanı sulayan korku
tutmuştur ellerinden kapanan ricat yoluna bile kadar
düşlenen evlere…

hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan

kaybettik Vezir’im bu cephe artık bize haram
kaybettik, son atın rüzgar kaldırdı naaşını
bizde yontuldu mızrağın körlenen ucu…
Vezir’im elimden tut şimdi kaybolan pusuladan
yollarım hep giyotine çıkar bana Payanda ol
kıraran saçlarını yolan dağlardan
derisi kırışan denizlerden sakın beni
bana çözülecek çünkü şimdi biriken sitemleri
çünkü pusatladığım ne varsa bana ihtilal
oluyor, yağmur uzak mevsimlere militan iklimler
gibi çöküyor damsızlıklara şemsiyesizliklere…
kaybettik işte zehirlediğim şehzadelerden
kaybettik mücessem acılardan göremediğimiz
Vezir’im koluma gir bana Payanda ol
artık uyusam nasıl uyursa toprak.
bu son başının eğilişidir kalbim öne
sakladığın tüm o iri mavilerinle
bu son yıkılışındır
bu son kırtıpilliğin
bu son kaçıp gidişindir

hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan

%d blogcu bunu beğendi: