Mutad üzere şiir “öldü, bitti”ye getirilmeye çalışılırken iddialara artistik bir mesned kazandırmak için söz “döndürülür” şiir ve düşünce “bağlantısızlığı”nda karar kılınıverir. Valéry’nin adı da alet ediliverirse işe, hele bir de ona atıfla söylenen “Şiir fikirlerle yazılmaz, kelimelerle yazılır.” sözü de serlehva yapılıverirse; değmeyin gitsin. İyi de bunlar alet olamaya direnir, düşünce de şiirle bağlarını koparmaya hiç niyetli olmazsa o zaman ne olur? Bunu bilebilmek için Valéry’i sökmeye, şiir ve düşünce bağlantısını/bağlantısızlığını anlamak için kısa/ön göndermeler yapmaya çalışalım.

Şiir ve düşünce, imge, ritim, muzik vd. konuşulmaya başlandığında ortaya farklı belirlemelerin, görüşlerin çıkması doğal karşılanabilir. Şiirin ele avuca sığmaz _ görünen yapısı öne sürülerek arkalanabilir bu. Öte yandan her kafadan bir ses çıkması olaydan uzaklığın, meselenin sathında kalmanın bir sonucu gibi de görülebilir. Karanlıkta fili tutmaya çalışan körlerin misali çıkartılabilir karşımıza. Kimi pratik/aktüel engeller de sebep olabilir buna. Şiir ve düşüncenin bağlantısından bahsedecek olursanız “slogan, ideoloji, empoze…” duvarlarına çarptırılabilirsiniz. Şiirin düşünceden bağımsız özgün bir yaratıcılık filan olduğunu söylemeye çalışırsanız neredeyse şairi (kendinizi) ve şiiri inkar batağına düşürülebilirsiniz. Şiirde müzik mi önce gelir, anlam mı? İmge şiirin nesi olur? vb. tartışmalarda da benzeri durumlar yaşanır.

Valéry’nin de “hep en baştan başlamak” istemesi gibi işin başına döndük gördüğünüz gibi, elimizde bir şey kalmadı/kalmıyor. Sözlere, lafızlara, sözdizimine; tartışmalardan yükselen bağırışıp çağrışmalara (muktedir söylem’e); zekanın basitleştirilmiş artistik sonuçlara varma zevkine, kolaycılığına; şiirin muhatab olmak durumunda kaldığı mevcut “okuma topluluğu”ndan naşi “yaşam dünyası”nın hakim söylemlerine; dahası şiire varmaya/ermeye çabalarken orasından burasından tecrübe eder gibi olduğumuz parlaklık ve çarpıcılıklara takılıp kalmadan her şeyden azade başa dönmeli, baştan başlama cesaretini gösterebilmeliyiz. Sözel kirlenmişliğe bulanarak “tanıksız tanı”lardan sözetmektense şiir tecrübesine, şairin kendi içine dönmesi gereklidir.

Ortada bir şiir tecrübesi varsa gerçekten yukarıdaki soruların tümünün cevabını almak mümkündür. Ama eğmeden, eğriltmeden, şiir dışı hiç bir saik işin içine girmeden; bu cesaret, sorumluluk ve samimiyetle sadece tecrübeye kendimizi açarak… Bu tecrübe içerisinde ilhamın, sesin, müziğin, telaffuzun, ritmin, hayalin, düş’ün, düşüncenin ve dahi hayatın yeri vardır. Ama şurada, ama burada; fakat asla bunlardan biri şiir değildir. Bunların toplamı da değildir şiir. Doğrusunu, ne olduğunu tecrübeniz ve başa dönme cür’etiniz size verecektir.

Valéry’e atıfla söylenen “Şiir fikirlerle yazılmaz, kelimelerle yazılır.” sözü de bağlamından kopartılmış eğriltilereek söylenegelen bir sözdür. Şiirin düşünceyle bağının olmadığını savlamak için bu sözü ileri sürme hamakatini gösteren kişinin fikir diye anladığı aslında tedailerdir; iç diyalog ya da görüntüler. Zekanın basitleştirilmiş artistik sonuçlara varma zevkine yenilmiştir bunu öngören kişi. Oysa ses ve düşünce ilşkisi nesnelerle dolayımsız canlı bir bütünleşmenin içerisinde doğan bambaşka bir dildir. Adeta “dil içinde dil”. Gerçekte düşünce “düşünülen şeyden ziyade, bizzat düşünme eylemi ve tarzının içinde bulunmaktadır”.

Şimdi buradan hareketle (sizi Valéry’e havale ederek) şiir ve düşünce bağlantısını anlamaya dönük kısa/ön bir gönderme yapmaya çalışalım. İçimize dönelim.. “Ruhunuzu sıkalım” biraz. Tabii her türlü kusuru üstlenerek…

Düşünce ile (hatta felsefeyle) şiirin ayrıştığı noktalar önemlidir elbette, ama bir an bu ikisinin örtüştekleri noktaları, “uyum”larını, birlikteliklerini, mütekabiliyetlerini önemseyelim. İmge ve retorikteki “dönüştürme”yi/dönmeyi de yedeğimize alırsak bir şeye doğru dönmek, Varlık’a doğru dönmek [ya da burada nasıl denilebilir Varlık’ın açıklığına dönmek, Varlık’ın açıklığında dönmek, ve/veya Varlık’ın açıklığında Varlık’a dönmek…?!]. Şiirin de düşüncenin de işi bu değil midir? Düşünce kendi içinde, söz kendi içinde mi işler, yoksa düşünülebilir olanı düşünme gibi, Varlık’ı düşünme gibi; şiir de düşünerek mi düşünür?

Türkçedeki kullanışbiçimini de yedeğimize alarak şiire “düşünceli” bir uğraş diyebilir miyiz? Şiir sadece estetik değildir. Sanat da öyle. Şiirde bir hakikat kaygısı işler sürekli. “Açığa çıkmanın gerçeği, belirmenin; açıklığın şiddeti zuhuru”; parlayan bir çevrim, değişme/dönüşme (değişleyim diyebilir miyiz?!). Söyleşme/söyleşi… Türkçe’deki deyi/deyiş’ten yararlanarak_deyi logos anlamına da geliyor; deyişleme?!

Değişme/döndürme bizi bir şeye doğru döndürür (yönüm kıbleye/döndüm kabeye gibi?!). Dilin dönmesi meselesi var ya Türkçe’de. “Dili dönmek”; çocuğun dili dönmeye başlar. Dil dönmeden Bir şeye dönülmez şiirde; dil dönmeden O’na dönülmez… Görünme/kaybolma; açık olma/örtünme… Burada olma/burada olamama.
… Ve Varlık/yokluk meselesi girer dönünce.
Haydi, siz de içinize dönün.

%d blogcu bunu beğendi: