Kitabın kapağını ilk gördüğümde Martin Heidegger’in “Dil varlığın evidir.” sözü kulağımda çınlayıvermişti. Bu kitap Sadık Yalsızuçanlar’ın çocuklar için kaleme aldığı kırk dokuz kısa öyküden oluşan Mutluluk Evi adlı kitabıydı.

Kadim öğretilerin dili hikâye edicidir. Bu anlatım, hem bizden öncekilerin yaşantılarını anlamamızı hem de ötekiyle bir bağ kurmamızı sağlar. İnsan ötekiyle olan ilişkisini bir dille kurar. Kurduğu bu dil maksada göre farklılıklar arz etse de her anlatım biçiminin merkezinde insan vardır. Bu anlatım biçimleri kimi zaman öğretici, kimi zaman betimleyici, kimi zaman açıklayıcı, kimi zaman da hikâye edici olarak ortaya çıkar.

Öykümüzün ustalarından Sadık Yalsızuçanlar yukarda andığım anlatım türlerinden en çok tahkiye edici anlatım türünde ürünler verdi. Edebiyatımıza eşsiz güzellikte eserler kazandırdı. Edebiyatı yetişkin, genç, çocuk gibi kategorilere ayırmanın temelde yanlış olduğunu düşünenlerdenim. Geleneğimizde edebiyat kategorisine giren her eser ahlak ilkeleri içinde kalmak durumundadır. Şimdilerde ahlak dışı ürünler, edebiyatın içinde kendine bir alan açtığı gibi bu ürünler geniş kitlelerce de kabul görmektedir. Modern hayatın uzmanları her alanda tanım yaparken, ölçüsünü “kabul edilebilirlik” gibi gayet öznel bir standarda bağlıyorlar. Hal böyle olunca edebiyatta da böyle öznel bir durumun standarda dönüştüğünü düşünmekteyim. Oysa ahlak ilkeleri çerçevesinde kalan her metin fıtratın içinden sesleneceği için metnin bahsettikleri çocuğun bilgi düzeyinin üzerinde de olsa bir rehber eşliğinde rahatlıkla izah edilebilir. İzah edilemeyen konular ötelense de –ötelenmesi gereken konular da olabilir- çocuğun kulağında kalan her sesin onun bilincinde boş da olsa müspet bir alan açacağını düşünüyorum; sonradan anlamlandıracağı bir alan…

Mutluluk Evi masalsı bir anlatımın tüm inceliklerini içinde barındıran hikmetli hikâyelerle dolu. Çocuklar için hazırlanmış lakin büyüklerin de okuması gereken bir kitap. Sadık Yalsızuçanlar incelikli bir dil, sade diyaloglar ve duru bir anlatımla kaleme almış öykülerini. Böyle enfes bir dille karşılaşan çocuk orada, merhameti, adaleti, nezaketi, dostluğu, saygıyı, saflığı bulacak. Çocuk saftır zaten ve bize saflığımızı hatırlatır. Peki, yalnız çocuklar mı okumalı bu metinleri? Bence önce büyükler okumalı, hatta büyükler çocuklarına okumalı. Böylece onlar da günlük hayatın keşmekeşinden sıyrılır, binlerce yıldır akan hikmetin pınarından kanarak içmenin zevkine varırlar.

Bin Yıllık Öyküler serisinin diğerleri de aynı kıvamda aynı nitelikte zevkle okunabilecek öykülerle dolu. Bizi hikmetle buluşturduğu için Mevsimler Kitap’a ve Sadık Yalsızuçanlar’a bin kere teşekkür etmeliyim. Zevkle okudum.