İzninizle, başlığın söyleyeceklerimle ilintisini kasvet ve taşra sözcükleri dışında şimdilik iptal edelim ve yine müsaadenizle siyaset meyhanesinin en netameli köşesinde neler döndüğüne dair bir iki kelam edelim ki maksat hâsıl olsun; bu maksadın hâsıl olmasından hâsıl olacak sevap da Türk siyaseti üzerine olsun; âmin…

Öncelikle siyasetimizde irtica mevzuunun ülkemiz için başat tehlike olduğunu ön ve son kabul olarak gören zevata tavsiye ederiz ki, bu tehlike Cumhuriyetimizin doğumuyla kaim olmayıp, asırdide ve korkunç bir siyaset masalı olarak hükmünü yürütmektedir. İrticaın tarihçesini çıkarak değiliz elbette ama en azından şair Eşref hazretlerine “Dolaşıp durma derunumda yıkıl git yoksa/Mürtecidir diye ey gam seni ihbar ederim” dedirten hatta ve hatta “Kalkma ey s… sakın sonra seni sustururum/Mürtecidir diye jandarmalara tuttururum/Takarım bir polisin arkasına sonra seni/Yediğin herzelerin cümlesini kustururum” dedirten günlerden günümüze kadar irticaın seyrinin bu masal devinden müşteki olanlarca bilinmesi gerekir. En azından bu, kendilerini etkili, yetkili ve erkli görenlerimizin Rahmetli Hüseyin Rahmi’nin aynalı dolaptan çıkan “ terbiyeli” baba rolünden kurtarmaları için zorunludur… Diyeceğim o ki, siyasete irticaa bulaştığını söyleyenler siyasete irtica bulaştığı şayiasının yayılmasından nemalananlardan başkaları değildir ve bu etkin kişilerin ne kadar seçkin oldukları da ayrıca tartışılmalıdır. Zira irtica meselesi bir üçüncü dünyalılıktan çok bir taşralılık meselesidir; bu meseleyi siyasete saranlar da, bu hortlağı çıkaranlar da, korkanlar da korkutanlar da “şark kurnazlığı”na sığınan taşralılardan başkası değildir. Tanrım, kendilerini irtica tehdidi altında görenlerin bu masal maymunundan şikâyetleri ne yaman çelişki…

Önceliği sonralığı aynı kazığa bağlayarak sözü burada kesecektim kesmesine ama aklıma geldi; söylemeden edemedim; Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde yaşananlarla, Din ve Laiklik kitabı müellifi rahmetli Ali Fuat Başgil’in Cumhurbaşkanlığına adı geçtiğinde yaşananların, kopan kıyametin ve çıkan fırtınanın bir hayırsever siyaset bilimci tarafından tahlil, tenkit ve terkip edilmesi Türk Siyasi tarihinin menfaatine olacaktır.

Üçüncüsü, duyduk ki mebus intihabında fırka genel merkezlerinde mülakat yapılıyor ve mebus adayları buna göre tasnif ediliyor imiş; evvela o mülakatı gerçekleştirenlerin son yüz elli yılın resmi/gayrı resmi tarihinden, siyasi hatıratlardan mülakata tabi tutulmaları, imtihanı geçenlerin aday seçici tayin edilmeleri Türk Siyasetine ciddi bir tecrübe kazandırmakla kalmayacak bir sıçrama da yaşatacaktır.

Yoksa Türk siyaseti İsmet Paşa’nın Fethi Bey’e oynadığı oyunların tekrarından zinhar kurtulmayacaktır.

Çok kasvetli olduysa buyurun meyhaneye… Masamızda Türk Rakısı da var, gül şurubu da… Hem orda siyaset daha latif olur, derim…

 

%d blogcu bunu beğendi: