Aklını kullanmanın cilvesi mi, onurunu korumanın inceliği mi.. ne derseniz deyin.
Ortaya koyduklarıyla zamana malolmuş kişiler ölse de peşi bırakılıp dinlenmeğe terkedilmez, iyi ve kötü anmalarla dünya serencamları sürer.
Bunlardan biri de benim. İrlanda’da doğmama rağmen İrlanda’dan nefret ettim; bu yüzden hayatımı gurbet ellerde bir garib olarak sürdürdüm, daha doğrusu süründürdüm. Süründürdüğüm bu hayata Zürih’te veda ettim.

Ailem
Babam ayyaşın tekiydi, annem koyu bir katolik. Bu iki dere arasında geçen çocukluğum: hıristiyanlık ile İrlanda’dan nefret. Öylesine bir nefret ki, ölesiye: annem ölüm döşeğindeyken iyi bir katolik koyun rolü oynamayı reddettim. Bu reddi iyice temellendirmek için Cizvitler arasında hıristiyanlık bilimi (teoloji) araştırmalarımı derinleştirdim.
«Rahip, ellerinde tuttuğu şeyle onların arasında mırıldanarak dolaşıyor. Her birinin yanında durarak, bir kutsal ekmek alıyor, bir iki kez sallıyor (sudan mı çıkıyor ki?) ve el uzluğuyla kadının ağzına koyuveriyor. Ardından bir sonraki. Şapkası birden düşüveriyor öne. Ardından bir başkası: Ufak tefek yaşlı bir kadın. Rahip, kutsal ekmeği kadının ağzına koymak için eğiliyor, mırıldanma berdevam. Latince. Sonra öbürü. Gözlerini kapat, ağzını aç. Niçin? Corpus: Vücudu. Ceset. Latince. İyi buluş. Önce onları afallatıyor. Bir ölüm hazırlığı. Çiğnedikleri yok pek: Sadece yutuyorlar. Tuhaf fikir: Bir cesedin ufak ufak parçalarını yemek. Yamyamların bu fikri tutması da bundan.» (112/405)
Evet: eğer yeryüzünde yamyamlık diye bir şey varsa, bu, hıristiyanların binlerce yıldır Hz. İsa’nın cesedini yemelerinden başka bir şey midir?..

İrlanda
Bana göre İrlanda, yavrularını yiyen pisbogaz bir dişi domuzdur. Beğendiğim İrlandalı kahramanlar, İrlanda’nın sahte kahramanları, yani kurucu-yöneticileri tarafından giderilmiş, yani katledilmiş. Bu obur dişi domuz, kanının İngiliz-Yahudi keneleri, yani masonlar tarafından emilmesine ses çıkarmadığı gibi, ses çıkarılmasına da tahammülsüzdür. Sadece oburluğuna doğuran İrlanda mı:
«İngiltere yahudilerin elinde, Bütün yüksek makamlarda: Maliyesiyle, matbuatıyla. Bu vaziyet bir milletin zevalinin emareleridir. Temerküz ettikleri her yerde. Milletin hayatiyetini silip süpürürler. Senelerdir bunun başımıza geleceğini biliyordum. Adım gibi biliyorum, Yahudi tüccarları şu anda canımıza okumaktadırlar.» (63/403)

Kadın
Annem ölünce katolikliğin manevi baskı ve dırdırından kurtulmuştum, ama Nora… Nora annemi mumla arattı -İrlanda’nın bütün mumları yetişin!
Dublin’de, bir gün Nora ile karşılaştım. Karşılaşır karşılaşmaz bende ateş bacayı sardı. Ve o andan itibaren bu mektepli kızın sadık ve uyuz köpeği oldum. Bu ilişkide ben nasıl bir tez-canlılık sergilemişsem, Nora, tam zıddına, bana hep tepeden bakan fildişinden bir heykel donukluğundaydı. Her şeye rağmen kendini beğenmişliğin bütün soğukluğunu taşıyan bu Afrodit heykelinin peşini bırakmadım ve birlikte Trieste’ye gitmeğe razı ettim. Birlikte yaşamağa başlamamızı, Nora, benim bütün sadakat ve yalvarmalarıma rağmen evlilikle taçlandırmağa yanaşmadı. Ancak, hastalıklı kızımız büyüyüp aklı ermeğe başlayınca, ona babasız denmemesi için nikah kemiğini -lutfen- attı önüme. Attı da ne oldu. Nikahlı olmamız, bana hayatımın kazığını atmasına engel olmadı: Avrupa’da karşılaştığım çocukluk arkadaşlarımdan biriyle kaçtı, İrlanda’ya. Yanımda kalan kızımı tımarhaneye yatırmak zorunda kaldım. Onlardan sonra, gözlerimi de kaybettim. Bu kayıpların ve kadın kazığının karşılığı olarak mı romanlarımı kazandım acaba? Onları ve gözlerimi kaybetmeseydim, romanlarımı kazanamaz mıydım; yoksa verimliliğim artar ve daha çoğunu mu yazardım?

(Hamiş… N’için gönderdim bu ahiret-nameyi: Farmason yalakası lümpen jakobenlerin beni istismarından bıktım da…)

%d blogcu bunu beğendi: