Bazı kelimeler bazı şairlere tahsis edilmiş gibidir. Mesela “beyaz” deyince aklınıza Ziya Osman Saba gelir, “zaman” deyince Ahmet Hamdi Tanpınar, “kar” deyince Ahmet Muhip Dranas… Günümüz şairleri için de geçerli bu. Simurg deyince aklınıza kim geliyor? Evet, İsmail Karakurt. Bildiniz. Simurg 1992 yılında yayınlandı. O dönemde yazılanlara bakınca hayli beğenilen bir şiir kitabı olduğunu görüyoruz. Bu güzel kitap, Türkiye Yazarlar Birliği’nce de o yılın şiir kitabı seçildi. İsmail Karakurt halen sevilen, bilinen şairler arasındadır. Son zamanlarda yayınladığı günlükler de sıkı şekilde takip edilmektedir. Kısa Kısa Söyleşi’lerde onun da olmasını arzu ettik. O da bizi kırmadı. Dergibi ekibi olarak kendisine çok teşekkür ederiz.

Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

İlkokulda okumayı seviyordum. Yazmak diye bir derdim yoktu. Ta ki orta ikiye kadar. Ne olduysa o yıl oldu. Şiir yazmaya başladım. Bozkır benim mektebimdi.

Çocukken tanınmış bir edebiyatçı olacağınızı tahmin eder miydiniz?

Bu soru bana iri gelir, tanınmış olanlar düşünsün. Ben hâlâ kendi kuytusunda yaşayan biriyim. Öyle ortamla mortamla işim olmadı, olmaz da. Tanınmışlık nedir ve nerde oturur? Bana göre değil yani. Eksik kalsın hem.

Çalışkan bir öğrenci miydiniz? Hangi dersleri sever, hangilerinden hoşlanmazdınız?

Nerdee? Ama okumayı çok severdim. Edebiyata ve tarihe ayrı bir tutkum vardı. Sayısal derslerde hep duvara toslardım. Hele fizik benim için tam bir baş belasıydı.

O yıllara ait ilginç bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız?

Okulun kütüphanesinden çıkmamaya çalışırdım ama çoğu kere kütüphane memuru kovmuştur “Evladım senin hiç dersin yok mu?” diyerek.

Nasıl yazarsınız? Konu arar mısınız?

Notlar vazgeçilmezimdir. Yoksa çabuk unuturum. Öykünmelerle başlayan yazma çalışmalarım özellikle şunlardan esinlendim, bunları bırakamadıydım çok; yazılacaklar sonraları kendi temasını, konusunu ve yatağını buldu diyebilirim. Yazmak, içinde topladıklarıyla yoluna devam eden, yeri ve zamanı geldiğinde delta ovasını oluşturan ırmaktır. Yatağını bulduğu gibi, sayısı üç beş kişi de olsa okurunu da bulur. Bir de, her kim ki okuduklarından kendisine yeni şeyler katmamış ki?

İlk yazdıklarınızla şimdikiler arasında ne gibi bir farklılıklar görüyorsunuz? Edebi anlayışınız ne gibi değişliklere uğradı?

İlk yazılanlarla şimdiler arasında elbette farklılıklar olur. Olmaması anormal değil mi? Yılların çılgınlığında ben değiştim, yazılanlar ve yazılacak temalar neden değişmesin? Yazan çizen kişi kendini aynı kalmışlıkları değil de farklılıkları üzerinden tanımlar.

En çok hangi yazarları okudunuz? Hangilerinin etkisi altında kaldınız?

Okuma tercihim ilkin şiirle ve romanla başladı. Sonraki süreçlerde deneme, günlük, hatıra, gezi yazısı türlerinde devam etti. Yazan kişi etkiye elbette açıktır yoksa bunun aksini kim inkâr edebilir ki?

Şimdi edebiyat sahasında bir şeyler hazırlıyor musunuz? Yeni projeleriniz var mı?

Üç yıldır ağır adımlarla ve seçerek orta ikiden beri çok düzenli olmasa da yazdığım günlüklerimi kitaplaşmak için hazırlıyorum. Ayrıca şiirlerin sayısı birkaç dosya olabilecek kadar çoğaldı. Ama şimdilik yayımlanmalarını bir ihtiyaç olarak görmüyorum. Bir de ağaç yazıları dosyası da yıllardır bekliyor.

Bugünkü edebiyat hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Günümüz edebiyatının her türünde iyi eserler de var yazılmış, yayımlanmış. Popu, magazini de var. Kısacası iyi şeyler oluyor.

Edebiyatımızın gelişmesi için neleri gerekli görüyorsunuz?

Ben günümüz edebiyatının neredeyse bütün edebi ve öğretici metin türlerinde geliştiğini düşünüyorum. Çok iyi örnekler var. Öyle gelişmemişlik gibi bir derdi yok.