Francisco Goya’nın duvar sıvası üzerine yağlıboyadan tuvale aktarım, 131,5 X 79,3 cm, Prado Müzesi, Madrid

                                       Kural dışı bir resim

 

Francisco Goya’nın (1746-1828), 1819-1823 yılları arasında yaşadığı evin duvarlarına yaptığı Kara Resimler’den birisidir.

Bir Köpek ya da kısaca Köpek (İspanyolca: Perro semihundido, diğer adıyla, Perro). Goya’nın bu çalışmaları evin üst katında, kapı girişinin sol tarafında yer alıyordu. Sanatçı, bu tür yaptığı resimlerini nedense duvarlara çiziyordu.

Söz konusu eser, diğer Kara Resimler ile, 1873 yılında Frédéric Émile d’Erlanger emriyle, Salvador Martínez Cubells tarafından tuvale aktarılmıştır.

Francisco Goya’nın sanatındaki yaratıcı/yıkıcı öğeler ve cesur resimleriyle kendisinden sonra gelen Manet, Picasco ve Francis Bacon gibi önemli isimleri etkilemiştir.

30 Mart 1746’da Zaragoza yakınlarında Fuentetodos köyünde dünyaya gelen Francisco Goya’nın babası Jose Goya için ”yaldızcı” ya da ”çiftçi” denir. Goya ilk resim denemelerini Zaragoza’da yapmıştır. Çocukluğundan itibaren resim sanatına karşı büyük bir ilgisi vardır. Nerede bir resim görse hemen önünde durur ve onu anlamaya çalışırdı. En beğendiği resimler ise günlük yaşam içinde bulunan yoksul, sakat ve kimsesizlerdi. Onların bu görünümlerini fantastik unsurlarla düşlemeyi seviyordu.

Goya çağının ötesinde bir ressamdı. Onun eserlerinde delilik, dâhilik, insanın gizli kalmış duyguları tuvallerine yansıyordu. Renkleri son derece doğal bir teknikle kullanmaktaydı. Resimlerinde ince ayrıntılar yerine doğrudan ana konuya odaklanıyordu. Böylelikle resmi izleyen biri kaçınılmaz olarak büyük bir şok yaşıyordu. Resimde gördüğü tuhaf yaratıklar, uçan insanımsı figürler, ne olduğu pek belli olmayan nesneler yer alıyordu. O güne kadar alışılmışlığın dışında bir ressamdı, Goya. Bilinenin ötesine bir pencere açmak istiyordu. Herkesin gördüğü, bildiği, tanık olduğu olayları ve kişileri resmetmek yerine bunların arka plandaki duygularını, düşlerini çizmeyi daha çok seviyordu. Onu ilgilendiren konular salt güzellik ve mükemmellik değildi. Yaşamın acı gerçekleriyle birlikte, insanın düşlerini ve söylenceleri de işliyordu. İlk başlarda onun birçok resmi beğenilmedi. Ancak zaman içinde resimleri klasikleşti ve halen ilgiyle izleniyor.

Francisco Goya, 16 Nisan 1828’de Fransa-Bordeaux’da 82 yaşında ölmüştür. Sanatçıdan geriye yaklaşık beş yüze yakın yağlı boya tablo ve fresko, üç yüze yakın da litograf ve yüzlerce çizim bırakmıştır.

Goya’nın Kara Resimler’i içerisinde yer alan Bir Köpek adlı yapıtı, diğer resimlerinden oldukça farklı, cesur ve öne çıkan bir çalışmadır. Sanatçının yaşamı süresince karşılaştığı travmatik olayların onun iç dünyasında yarattığı etkilerin ve ölüme çok yaklaşan bir insanın melankolisinin bu resimde yansıdığı gözlenmiştir. Bu resmin, bir anlamda sanatçının otoportresi olduğu da iddia edilmektedir…

Yazımıza konu olan Bir Köpek adlı resim, sanatçının gelenekle arasındaki kırılmaları en iyi yansıtan eserlerden biridir. Goya, sanatın ve sanatçının özgür olmasını istiyordu. Sanatçının hiçbir koşula bağlı kalmaksızın (devlet bürokrasisi ve baskısı, din adamları…) sadece sanatıyla ilgilenmesini arzu ediyordu. Yaşadığı sürece de buna sadık kalmayı başarmıştır. Goya’nın Engizisyon Mahkemesi tarafından yargılanması, devlet baskısı, takip edilme korkusu, toplumsal sürtüşmeler ve sert eleştiriler nedeniyle içine kapanık biri olduğunu söyleyebiliriz. Sanatçı sürekli bir korku, panik, kaçmak ve saklanmak ikilemleri arasında kalmıştır. İnsanın benzer durumlarda yaşadığı endişe ve öldürülme duygusunu çağrıştırmakla birlikte, yalnızlık da başlı başına bir sorundur…

Goya özgürlükçü bir sanat anlayışını savunmakla birlikte, insanların korkularını, kaygılarını, içsel arzularını ve tepkilerini, deliliğin sınırlarını zorlayan akıl oyunlarını resimlerine konu ediniyordu. İnsanın düşleri, fantezileri, hayalleri ve kendisinden bile sakladığı duygularını öne çıkarmaya çalışıyordu. Henüz psikanalizin olmadığı bir dönemde böylesine güçlü fırça darbeleriyle tamamen psikolojiyi hedef alan bir sanat anlayışına sahipti. Onun açığa çıkardığı duyguları, toplum baskısının kapatmaya çalıştığı ya da görmekten uzak kaldığı bazı olayları da konu edindiğini söyleyebiliriz. Eserlerinin birçoğunda şiddet, gerilim, toplumsal belleği uyaran ve güçlü değinmelerle yarattığı resimler birer görsel belge olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Toplumsal ve tarihsel gerçeklerin ortaya çıkmasına ve belleklerde yer almasına yönelik çalışmaları çok önemlidir. Ayrıca kişinin öznel tavırları, davranışları, beklentileri, korkuları ve kaygıları da ona ilham vermiştir. Goya, birçok resminde gerçeküstü öğelerle ölüler, canavarlar, baykuşlar, uçan cadılar, korku dolu yüzler çizmiştir. Ancak önemli bir konu daha vardır. Söz konusu ucube görünümlü yaratıkların/figürlerin hiçbirinde cinsiyet farkı yoktur. Kadın-erkek ayırımı yapmaksızın cinsiyetin yerine kötülüğü, dehşeti, korkuyu, mantıksızlığı, bunalımı yansıtmıştır. Aslında onun bu özelliği yaklaşık bir yüzyıl sonra sürrealizm akımının temelidir.

“Baudelaire, Goya’nın çalışmalarını şöyle tanımlar: “Şimdiye kadar hiç kimse böylesi bir cüretle absürt olanı, olası kılmamıştır. Tüm o eğri büğrü varlıklar, hayvansı suratlar, şeytani sırıtışlar sapına kadar insana hastır. Bu varlıkların kendi aralarındaki benzeşimleri ve ahengi öyle kuvvetlidir ki, doğa bilimi açısından bile varlıkları inkâr edilemez. Özetle, gerçek olanla hayal ürünü olanı keskin bir çizgiyle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Doğalı ve doğaüstünü aynı zamanda içinde barındıran bu sanatın muğlâk sınırını, en titiz araştırmacı bile belirleyemez.” (Karabük Üniversitesi, Safranbolu Fethi Toker Güzel sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Resim Bölümü/Francisco Goya’nın Kâbus Resimleri Üzerine Bir İnceleme/Yard. Doç. Dr. Meral Batur Çay/ YILDIZ JOURNAL OF ART AND DESIGN/Volume: 4, Issue: 2, 2017, pp 88- 103)

Goya her zaman sıra dışı bir kişilik olmuştur. Özel yaşamı, duyguları, düşünceleri ve sanatı bunu doğrulamaktadır. Goya’nın eserlerindeki figürler genellikle deformasyona uğramış ucube karakterlerdir. Bu karakterlerin yer aldığı resimlerinde kullandığı sembolik imgelerle toplumsal cehaleti, batıl inancı, korkuyu, sömürüyü, günahı, saçmalıkları, masumiyeti, mantık ve akıl karşıtlığını yansıtmıştır. Ayrıca kilisenin orantısız güç kullanımına, mevcut siyasi otoritelerin toplum üzerindeki baskısına yönelik resimleri de vardır. Sanatçı tüm bunları İspanyol halkına yönelik uyarmalar olarak resimlerine konu etmiştir.

Goya’nın duygusallığında sürekli bir iniş-çıkış ivmesi vardır. Sanatçı politik nedenlerle eleştirilmiş, bir süre saklanmış, sağır olmuş ve çeşitli sıkıntılar yaşamıştır. Bir Köpek adlı tablosu da bu çerçevede gözlemlenmelidir. Sanatçının çalkantılı yaşamına karşı bir itiraz içeren bu resim anlamsal olarak önemli ipuçları vermektedir. Sanatçının diğer resimlerine görece olarak bu eseri hayli cesur, farklı ve özünde itiraz duygusunu öne çıkartan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bazı sanat tarihçileri bu resim hakkında, sanatçının dramatik yaşamını ve melankolik ruh halini dolaylı olarak yorumlamıştır. Köpek imgesi altında sanatçının kendi kişiliğinin olduğu düşüncesi de vardır.

Resme sanatsal açıdan odaklandığımızda ise şunları gözlemleriz: Bu resmin özünde, geleneği yıkan bir çağrışım yatmaktadır. Sanatçının özgürlükçü, yenilikçi ve modern bir resim yaratma anlayışına uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bunların yanı sıra sanatçının eserlerinde toplumsal belleğe baskı uygula(n)ması bakımından şiddeti içeren unsurlar da vardır. Bunlar arasında ölüm, korku, nefret, dram, infaz, kaçış ve panik duyguları öne çıkmaktadır. Sanatçının bu özelliği sayesinde dönemin toplumunda belleği uyaran, bazı gerçeklerin gizlenmesini engelleyen ve tüm bunları görsel birer belge olarak kayda geçirmiştir.

Goya, bilindiği kadarıyla 1820-1823 yılları arasında kent yaşamından uzaklaşır ve evinin duvarlarına Kara Resimler yapmaya başlar. Bu resimler daha çok cadılar, groteks figürler, oğlunu yiyen Satürn, keçiye benzeyen şeytan gibi şiddeti öne çıkaran izleyende korku duygusunu tetikleyen konulardır. Söz konusu resimlerin kompozisyonlarında karanlık, kasvetli ve ürkütücü semboller kullanılmıştır. Goya’nın resimlerinde baskın duygular öne çıkarken bir yandan da savaşın vahşeti, dinsel ve siyasal bağnazlık, iktidarların yarattığı psikolojik çöküntüler yine etkileyici sahneler ve sembollerle yer alır. Bu türden toplumsal bunalımlar ve büyük yıkımlar mitolojik figürlerle ele alınmıştır. Sonuçta, insan zihninin yarattığı alegorik bir anlatım ortaya çıkmıştır. Sanatçının “Bir Köpek” eseri son derece yalındır. Ancak sanat açısından izleyeni anlamaya zorlayan, ona karşı meydan okumaya yönelik bir çalışmadır.

Goya’nın, “Bir Köpek” adlı çalışması dışavurumcu ve sembolist bir resimdir. Resme odaklandığımızda köpeğin yüzündeki masumiyeti görürüz. Aslında sanatçının yaşadığı bunalımlar ve melankolik duyguları yansıtmaktadır. Küçük boyutlu bir köpeğin görüntüsünde sanatçının içsel sarkmalarının, yaşadığı çaresizliğin, psikolojik bunalımın yansımasıdır. Köpeğin gerçekçi başının görüntüsünün yarattığı çaresizlik duygusu, toplum baskısının insanlar üzerindeki yoğun etkisini çağrıştırmaktadır. Köpeğin küçük boyutlu bir imge olmasına rağmen yarattığı etki çok büyüktür. Sanatçının bastırılmış duyguları köpeğin masumiyetini ve arayışlarını yansıtmaktadır.

Köpek, eğimli bir (Bilinmeyen) yerde yarıya kadar batmış görünmektedir. Belki de birilerinden kaçıyordur? Dikkat edilirse köpek bir boşluğa bakıyor. Bunun karşıtlığı ise, sanatçının ölüm korkusu, çaresizliği, yalnızlığı ve dinsel baskılar nedeniyle içine düştüğü derin bir boşluktur. Resimde sadece başı görülen köpeğin dışında başka bir figür ve nesne yoktur. Üstelik köpeğin baktığı yönde de sadece bir yığıntı görülmektedir. O halde, böyle bir resim için bir köpeğin başı yeterli midir sorusunu sorabiliriz. Tarih boyunca köpek imgesi sanatçıların resimlerinde yazarların ve şairlerin eserlerinde yer almıştır. Kadim Mısır döneminden başlayarak köpek her zaman insanın sadık bir dostu olarak kabul edilmiştir. Mitolojik unsurlar, masallar, gelenekler ve söylenceler bir yana bırakılırsa, insan için köpek her zaman ailenin bir bireyi gibidir. Köpeğin yemesi içmesi, aşısı, temizliği, gezdirilmesi, onunla oyunlar oynanması ve eğitimi tıpkı bir çocuğun büyümesine benzer. Resimdeki köpeğin bakışları da bu anlamda masumiyeti çağrıştırmaktadır. Daha gelişecek ve büyüyecektir. Şimdilik bir sahibe ihtiyacı vardır. Kısa süre sonra ondan ayrılabilir ya da diğer ırkdaşlarının yaptığı gibi sahibiyle birlikte yaşamını sürdürebilir.

Ressam çizdiği köpeğin dostluğuna ve ona verdiği güvene ihtiyacı olan biridir. Yaşamında gerçek dost bulamayan, sıkça kovulan ve tehdit edilen birinin bir köpeğin imgesinde kendini bulması çok mu tuhaftır? Bizce değildir. Köpeğin bir ana rahminden dışarıya çıkan bir bebeğin bakışlarını -biraz da abartarak- yansıtmaktadır. Dünyaya yeni gelen bir bebeğin -köpek imgesiyle…- karşılaşacağı kötücül bir dünyada önünde sürekli ve aşılamaz bir engeller yumağı olduğunu imlemektedir. Dünya kolay yaşanılacak ve içinde hep iyilerin olduğu bir yer değildir. Burada kötüler, zalimler, yalancılar ve güçlülerin yönettiği bir toplum vardır. Doğan bebeğin bu nedenle yazgısı şimdiden kötü başlamıştır. Tüm bunlar, Goya’nın kişisel sorunlarından kaynaklanan duygulardır aslında. Yaşadığı toplumun içinde ezilenler, düşkünler, yoksullar, zavallılar, kimsesizler, sakatlar ve çaresizler çoğunluktadır. Bir avuç saraylı ve onun yakın çevresi ise işin kaymağını yemektedir.

Köpeğin önünde devasa boyutta bir yığıntı vardır. Benzer renklerle bezenmiş bu büyük boyuttaki görüntü önemlidir. Köpeğin yardım istemesini engellemek isteyen politik ve dinsel güçler olabilir mi? Belki. Bu öylesine anlamlı bir yığındır ki aşılması güç olduğu kadar bakana umutsuzluk duygusu da vermektedir. Yani beni geçemezsin, buna izin veremem, anlamındadır. Bir dağ gibi karşısında duran bu yığıntının üzerinde herhangi bir kapı, ev, kilise, hükümet binası, yol, hayvan imleri bulunmaz. Sadece ansızın ortaya çıkmışçasına karşılaşılan bir yığıntıdır. Çölde rüzgârlarla ansızın karşınıza çıkan yüksek kum tepeli yığınları anımsatmaktadır. Üstelik kullanılan sarı-kahverengi renkler de bunu doğrular gibidir. Hiçbir özelliği olmayan, sadece korkutmaya yönelik ve geçit vermez bir özelliğe sahiptir. Köpeğin küçüklüğü ile orantıladığımızda ise bu aşılamaz kaygısı daha sert bir duygu ile karşımızdadır.

Goya’nın “Bir Köpek” adlı resmindeki köpek imgesi bir şeyler arayan, dünya dışı bir boşluğa bakar gibidir. Köpeğin baktığı yöne doğru bakışlarımızı yöneltsek bile, sonuçta somut bir şey göremeyiz. Yani var ile yok arasındaki bir boşluktur oradaki. Büyük olasılıkla köpeğin baktığı yerde her ne varsa bilinçli olarak gizlenmiştir. Orası izleyenin düş gücüne kalmıştır ya da sanatçının kendine ait bir dünyası olabilir. Öte yandan, köpeğin baktığı yönde belki de hiçbir şey yoktur. Sanatçı alegorik bir anlatımla bizi farklı bir şey düşünmeye yönlendirmiştir. Resim görünmez olanı göstermeye yöneliktir. Aslında felsefi bir değerlendirme yapacak olursak resimde görülen değil, sadece hissedilen bir şeyler vardır. Bunu sanatçının kişisel duyguları ile örtüştürebiliriz.

Goya bu resminde duygular üzerinden bir sezdirme yapmıştır. Bunun adı, gizemdir. İnsanı, yaşamı, evreni, Tanrı’yı kapsayan büyük bir gizem! Söz konusu gizemi çözmek için bir eser üzerinde değişik yorumlar yapılmalıdır. Çoklu okuma olasılıkları göz ardı edilmemelidir. Bir ucu açık yazılı bir metin gibidir: Bir Köpek. Ona her baktığınızda farklı bir algı yaratırsınız. Zihinsel bir okuma ile renkler, çizgiler, köpeğin bakışları sürekli devinim halindedir ve bu devinim nedeniyle resim kendini sürekli yeniler.

Bir Köpek resmi üzerinde sayısız olasılıkların olması, her bakışta farklı algılamalar sayesinde aynı eserin içerik değiştirdiğini söyleyebiliriz. Resim katmanlı bir gizem gibidir. Hangi açıdan bakarsak bakalım, resim her defasında kendini gizlemektedir. Köpeğin bir toprak yığını (başka bir şey de olabilir) arkasında ya da içinde saklanması neyin ifadesidir? Köpek niçin bedenini bir yere gömer gibi saklamış ve sadece ileriye doğru bakmaktadır? Sevimli olduğunu düşündüğümüz bir köpeğin dolaylı bir yoldan Goya’yı temsil ettiğini söyleyebilir miyiz? Goya’nın ölüm korkusu ile köpeğin bakışları arasındaki benzerliği tanımlayalım. Goya, ölüm korkusunu üzerinden atamamış biridir ve bu durum onda melankolik bir duygu çöküntüsüne neden olmuştur. Bazen aşırı bir hezeyan içindedir bazen de içine gömülür, kırsal bir yerde evindeki duvarlara resimler yapar. Resimdeki köpek onun içsel dünyasını dolaylı yoldan yansıtan bir görüntüye sahiptir. Resimde mekân belirsiz ve yalındır. Sanatçı, resmi yaparken belirsiz bir toprak yığını izlenimini vermiştir. Ayrıca geometrik bir açıdan eğimli ve yatay bir düzlem yaratmıştır. Sonuçta, renkler ve çizgilerle melankolik bir tema oluşturmuş, resimde boşlukta bir gölge izlenimi vermesini sağlamıştır. Böylelikle dikey ile koyuluk belirli bir açıdan birleşmiştir. Sanatçı,  geometrik bir teknikle yatay ve dikey boyutları özellikle imlemiştir. Köpeğin başı neredeyse güç görünen bir biçimde yerleştirilmiştir. Önemli bir ayrıntı daha vardır. Sanatçı, köpeğin başını resmin ortasında değil, resmin alt tarafına yakın bir yerde ve merkezin solunda çizmiştir. Resmin sanatsal açıdan göze hoş gelen renkler, çizgiler, köpeğin bakışları ve konumu olsa bile, kompozisyonun asıl önemini yansıtan ise simetrik bir tasarımın olmadığıdır.

Goya bu resminde görece bir monokrom renk seçimini yeğlemiştir. Sanatçı sarı, kahverengi renklerin çeşitli tonlarından yararlanmıştır. Renkler keskin bir çizgisellikle ayrılmamış hatta renkler arasındaki geçişler ortadan kalkmıştır.

“Köpeğin başı, güçlü fırça darbeleri ile gri ve siyah tonlarında inşa edilmiştir (Görsel 10). Başın çevresi sarımsı beyaz dokunuşlarla aydınlatılır. Açık sarı ile uygulanan fırça darbeleri, köpeğin alnını arka planla karışana kadar birleştirir. Profili ana hatlarıyla çizen ve arka planla harmanlayan fırça darbeleri, köpeğin kulağı ve alnı arasında daha kalındır. Köpeğin bakışları bir yere kitlenmiştir; başı hem gökyüzünü hem de resmi izleyeni görmek ister gibi yukarı kalkmıştır. Bir toprak yığınının arkasında mı, yoksa bir bataklıkta mı, ya da akan suya karşı mücadele mi ediyor? Bu belli değildir. Köpeğin bakışlarında çaresizlik okunur. Ricarda Huch’un bir saptamasında belirttiği gibi, “ruhumuzun dilde ve sanatta dışa doğru yansıtmış olduğu her şey, hayvan gözünde henüz çözülmemiş olarak mevcuttur; hayvan bakışı, ruhu müzik gibi doğrudan etkiler” (Huch, 2005: 346). Goya’nın resmindeki köpek imgesinin bakışları da ruhu doğrudan etkiler. Resmi izleyen kişiye hem kendi duygularını hem de Goya’nın hissettiklerini anlatır. Köpeğin başı sol üstten gelen, bilinmeyen bir kaynaktan ışık almakta ve köpek gölge izlenimi veren karanlık boşluğa bakmaktadır. Bir seferinde, “üç ustam var: Rembrandt, Velazquez ve doğa” (Akt. Rapelli, 2001: 114) demiş olan sanatçı, bu yapıtta doğadan yola çıkmış, onu dönüştürmüş ve bir köpek portresine iç dünyasının duygularını yüklemiştir. Geniş boşlukta yarattığı ışık-gölge, açık-koyu çatışkısı ile Rembrandt’ın etkisini hissederiz.” (TC Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalı/Resim Programı 20 yy. Batı Resim Sanatında İnsan-Köpek Dostluğunun Tuvale Yansıması/Sanatta Yeterlik Eser Metni/Hazırlayan N. Mine Süreken/İstanbul, 2102)

Francisco Goya’nın kişisel yaşamından bazı esintilerin yer aldığı (sezdirildiği) Bir Köpek resmi dönemin ötesinde bir tekniğe ve içeriğe sahiptir. Goya yaptığı resimlerde deformasyona uğratılmış insan figürlerini ve ucubeleri, insanın kendinden bile gizlediği düşleri, mitolojik bazı olayları, din (kilise) baskısını, siyasal iktidarın orantısız güç kullanımını, yaşamın öteki tarafını göstermeyi ilke edinmiştir. Çağdaşlarının aksine çizdiği figürlerin anatomik yapıları yerine, onların cinsel tercihlerini ve yaşam biçimlerini, toplumun ahlak yapısını, iktidarda olanların günahlarını yansıtmıştır. Bunların dışında kalanlar ise masum, içine kapanık, korkudan sessiz kalmış, hakkını savunamayan zavallı insanlardır…

Bir Köpek resminde salt bir estetik ve sanatsal kaygı yoktur. Resimde insana yönelik sezgisel bir algılama yaratılmasına yönelik bazı değinmeler vardır. Sözgelimi köpeğin umutsuz bakışları, kurtulmak isteyen duruşu, içine battığı toprağın ise din ve politik güçlerin yarattığı devasa ve karanlık bir çukur olduğu izlenimi vermektedir. Masumiyet ve özgürlük düşüncesi ile bu düşünce sahiplerini bataklığa gömmek isteyenlerin mücadelesinin sanatsal bir anlatımla yansıtılmasıdır.

Sanatın özgür duygu ve düşünceden üretildiği gerçeği Goya ile başlamıştır desek yanılmayız. İlk bakışta sıradan bir resim gibi görünen Bir Köpek tablosu çok katmanlı unsurlar içermektedir. Önemli olan, bu katmanları açarken her bir katmanın size ne vereceğini anlamaktır. Öte yandan, bu bilinçle resme bakmadığınızda, karşınızda birkaç renkten oluşan bir tabloda sadece başı gömülen bir köpek görürsünüz. Ressam boş bir zamanını değerlendirmek için kendi köpeğinin başını çizmiştir. Hepsi bu kadar. Peki, gerçekten de bu kadar mıdır? Yazımızda elimizden geldiğince bunun böyle olmadığını anlatmaya çalıştık. Goya’nın büyüklüğü burada yatmaktadır aslında. Onun resimleri her bakışta yeni anlamlar yaratır.

Bu sitenin değerli okurlarına/yazarlarına bir soru soralım şimdi. Siz, bu resimde neler görüyorsunuz?

%d blogcu bunu beğendi: