Bir şiiri anlamak için kim ömrünü verir?

Sokakta kedilerin ellerini tutmuş çocuğun biri, dansetmeye kalkıyor. Hava güneşli, bahar ikindisi, yerler ıslak, yerdeki her bir sigara izmaritinin ıslak süngerlerinde kelimeler var. Bu kelimeler biraraya gelirse büyük sırrı okunacak hayatın, emekli bir çöpçünün bunu bildiği söyleniyor, ama en son elinde bir kalple sokağın sonuna doğru gülerek koşarken görülmüş. Ah üç küçük sıradan harf, yanyana gelince esrarı ömrümüzün! Adamın biri, mısır satıcılarına tarifsiz caddeler öğütlüyor sokağın başında; ‘Bakın Asmalımatem caddesini Yeşilimaman caddesine bağlayan üç sokak vardır, ama siz sakın bu iki cadde arasında dolaşmayın’ diyor.

Tam bu sırada tren oluyor evler, kara dumanlar lutfediyor köşebaşları, aceleyle doluşuyor evlere sokaktakiler, işportacılar tezgahlarına gizleniyor, memurlar cüzdanlarına saklanıyor, sarhoşlar kederlerine bürünüyorlar, kedilerse ellerinden tutan çocukların misket, bisküvi kırıntısı, gazoz kapağı dolu ceplerine atlıyorlar, mısır satıcıları püsküllerle örtüyorlar üzerlerini, caddeler öğütleyen adamsa bir sokak levhası iliştirip ceketine görünmez oluyor, tren kalkıyor. Bütün yolculuklar heyecandır…

Sokağın başından…

Burayakadar Sokağı yine kalabalık, bu sokaktan ötesi yok çünkü, dünyanın bütün caddeleri, bütün sokaklar burada son bulur. -Ah mavi gömlek, ceplerinde eşkıya kurşunları, o bile burada, bir balkona asılmış kuruyan çamaşırlar arasında rüzgarlanıyor.- Burayakadar Sokağı burası, asırlar önce yazılmış masallar bile gelir buraya, tükenmiş kalemler, soğan kabukları, çürümüş ayakkabılar, umutsuz loto kuponları, hatta küflenmiş neşeler ve müşterek gözyaşları bile vardır bu sokakta.

Sıradan heyecanlar burada satılır, güpegündüz. Basit, bildik heyecanlar satar adamlar ve hepsi birbirine benzer. Yüzleri, sesleri, elleri, tezgahları, sigaralarını tutuşları bile hep aynıdır. En önemlisi de hepsi kasketli, gri pantolonlu, kahverengi ceketlidir ve Burayakadar Sokağı’na yolu düşenler -aslında bütün insanlar- onları bir kere olsun otururken görmemiştir. Oturarak heyecan satmak gariptir çünkü, oturarak heyecan satılmaz, ayakta durmalı hep, elleri ovuşturmalı, arka arkaya sigara yakmalı, şarkı söylemeli. Evler gibi…

Burayakadar Sokağı’nın evleri, bir tarafından ısırılmış kahverengi elmalar gibi durur. Camları görebilene neşeyle güler. Pencere pervazlarının hepsi bir ayrılık türküsüdür, sardunya taşırlar kucaklarında. Yıllarca önce sallanmış hoşçakal elleri asılı durur pencerelerde, kimseyi ürkütmeden.

Yarım açık perdeler, saçları tütsü yakılı, uçları pırpırlı, beyaz çiçekli, uzun kırmızı fistan giyen kızları gizlerler sözde. Kızların da yarım ağız perdeler kadar tumturaklıdır dudakları. Korkarlar, utanır dudakları.

Yağmurlar yağacak, ah bir konuşsalar!

Burayakadar Sokağı’nda bir tek kahvehane vardır gibi görünür. Kapısının üzerine asılmış ‘İşte Burası Kahvesi’ tabelasının arkasından oyun taşı, çaykaşığı sesleri değil de şimdiye dek yaşamış bütün şairlerin kendi seslerinden şiirleri duyulur. Bu sesleri herkes duyar, ama hangi şiiri kimin söylediğini ayırt edebilmek, büyük cesaret ister, çünkü bir ömür alır. Bir şiiri anlamak için kim ömrünü verir ki?

Ah! Bir şiirdin sen, anlamak için ömrümü hazırlıyordum sana…

%d blogcu bunu beğendi: