İlk kitabı “Ademin’in Kekliği ve Chopin” den bu yana takip ettiğim bir isimdir Mustafa Çiftçi. Edebiyat Ortamı Öykü Yıllığı 2013’te kitap için şunları söylemişim: “ Başarılı bir ilk kitap. Ankara ile Yozgat arasında sürüp giden bir kader hikâyesi de diyebiliriz bu kitap için. İlk Dergâh’ta rastlamıştım yazarın metinlerine. Mustafa Kutlu’nun hikâyelerindeki eda ve incelik tüm metinlere sinmiş. Ayrıca yerinde ve tadında kullanılan Yozgat şivesi metinlere ayrı bir güzellik katmış. Modern hayatın kirinden en az etkilenmiş taşra insanının aşkını, değerlerini, gurbet serencamını, aile yapısını, sosyal ilişkilerini geleneksel hikâye üslubu kullanarak başarıyla işlemiş.” Bu kısa açıklama aynı zamanda “Ah Mercimeğim” için de bir girizgâh niteliği taşıdığı için alıntılamayı uygun buldum.

Mustafa Çiftçi hikâyelerinde olayı, yeri, karakterleri hep kendi çevresinden seçiyor. Belki de yaşadıklarından, yakınlarının yaşadıklarından ya da yakınlarında yaşananlardan, bizzat şahit olduklarından yola çıkarak yazıyor. Belli ki anlatacağı hikâyeyi avcunun içi gibi biliyor yazar. Hikâye belki de ağıza en yakışan anlatım türlerinden biridir. Dinlemesi ayrı bir zevk olduğu gibi insanın kendi kendine bile hikâye anlatası gelir. Yeter ki elimizde hikâye olsun. Her insan onu dilinin döndüğünce, kendi dilince anlatır. Mustafa Çiftçi de hikâyesini kendi dilince anlatıyor. Burada dilden kastım yazarın ilk kitabından buyana ısrarla sürdürdüğü üslubudur. Yaşadığı yeri öylesine kanıksamış ve benimsemiş ki etrafında yaşananları yine etrafının diliyle ve tüm orijinalliğiyle vermeye çalışıyor.

Mesleğinde ustalaşmış insanların eli işe alışmıştır. Neyi nerede nasıl yapacağını, hangi malzemeyi nasıl kullanacağını çok iyi bilir. Sözgelimi bir aşçı düşünün; hadi bu aşçı Yozgatlı bir testi kebabı ustası olsun. Ustanın kasabı, testicisi, manavı bellidir. En iyi malzemeyi önüne koymuştur. Soğanı soyarken, eti doğrarken, hazırladığı malzemeleri testiye koyarken bu yaptıklarının çoğunu insiyaki bir yordamla yapıyordur, farkında bile değildir yaptıklarının. Neticede enfes bir tat, bir lezzet ortaya çıkmıştır.

Mustafa Çiftçi’de de benzer bir durum göze çarpıyor. Enfes hikâyeler seçiyor. Karakterler, mekânlar, zaman ve bu malzemeleri birleştirecek olan dil hikâyenin içinde asla iğreti durmuyor. Her şey olanca saflığı ve doğallığıyla abartısız görünüyor. Argolar bile… Belki de yazar önce kendine anlatıyor bu hikâyeleri defalarca; sonra kalemine anlatıyor, kalem de kâğıda… Ortaya yöresel bir tat çıkıyor. Yöresel tat dedimse ünü tüm ülkeye yayılmış bir lezzetten bahsediyorum; Mustafa Çiftçi hikâyesinin enfes tadından…

Künye:
Ah Mercimeğim
Mustafa Çiftçi
İletişim yayıncılık
2017

%d blogcu bunu beğendi: