Deneme

Yol da Güzel Yolculuk da

Paylaş

Okuma kültürünün ne anlama geldiğini anlayıncaya kadar daldan dala atlayarak çok çeşitli okumalar yapıldığı doğrudur. Okumanın faydalı bir iş olduğunu sürekli anlatmaya çalışan rahmetli dedem, daha ilkokula başlamadan kendisinden Kur’an dersleri almaya gittiğimiz vakitlerde bize değişik kitaplardan peygamberlerin hayatını ve ahlaki dersler veren hikayeleri okur, dikkatle dinlememizi isterdi. Kalın ciltli kitapları vardı dedemin. Aralarında sayfaları küçük kâğıt parçaları ile işaretlemiş, hangi konudan bahsedecekse hemen o bölümü açıp okurdu. Bütün kitapların dedemin kitapları gibi kalın ve ciltli olduğunu düşünürdüm ve onları nasıl okuduğuna hayret ederdim.

İlkokula giderken ablalarımın kitaplarını karıştırır, resimlerini incelerdim. O yıllarda radyonun yaygın biçimde kullanıldığını, babamın sadece akşam 19.00 haberleri için açtığını, babam gittikten sonra da hep birlikte izlediğimiz arkası yarın ve masal saatlerini kaçırmadığımızı hatırlıyorum. İl Halk Kütüphanesine girdiğimizde o kadar çok kitabı bir arada görünce çok şaşırmıştım. Ablamın ödevi için gelmiştik ve buradaki kitaplardan yararlanarak ödevlerin yapıldığını öğreniyordum.

İmam-Hatip Okuluna yazıldığımızda babamın getirdiği gazetelerin verdiği ilaveleri takip etmeye başladım. Bir de yayınlanan kuponları biriktirerek aldığımız kitapları. Kupon biriktirerek alınan kitaplar sanki ücretsiz geliyormuş gibi algılanıyordu ve hepsini biriktirip almaya çalışıyordum. İlk okumaya başladığım kitaplar, gazetelerin kupon biriktirerek dağıttığı bu kitaplar oldu. Genellikle peygamber kıssaları veriliyordu ve onları tamamlayıp okumaya çalışıyordum. Mahalledeki arkadaşlarımızdan kaptığımız teksas, tommiks, zagor gibi çizgi film kahramanlarının hikayelerini okuma salgınından kurtulmamız kolay olmadı. Etrafımızda onlarca yüzlerce kitap vardı ve herkes okuduğunu bir başkasının kitabıyla değiştirerek yeni macerayı okuyordu. Bu kitapların satıldığı sıcak sular dediğimiz yerde başka kitaplara rastladığımda ilgim o yöne kaydı. Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarını bulmuştum ve onları okumaya başlamıştım. Elimdeki çizgi film kahramanlarına ait macera kitaplarını paraya çevirerek onların yerine yeni tanıştığım bu kitaplardan almıştım.

 

Bu arada küçük küçük şiirler yazdığımı fark ettiğimde, bir defter edinerek yazdığım şiirleri burada toplamaya başladım. Okulda arkadaşlarımızla kitaplarımızı paylaşarak okumaya başladık ve benim yine ilgim peygamberlerin hayatını anlatan kitaplar üzerinde yoğunlaşıyordu. Yusuf, Eyyüp, Musa, Nuh, Yahya  ve alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizin hayatına dair kitaplar daha çok ilgimi çekiyordu. Okulda biyoloji öğretmenimiz Türkan Hanım benim kitap okuduğumu görünce, eğer okumak istersem bana kendi kütüphanesinden kitap verebileceğini söyleyince çok sevindim ve onun getirdiği kitapları okumaya başladım. Edebiyat derslerimize giren Mehmet Kiremit hocamız da benim okumaya meraklı olduğumu anlayınca o da kitaplarla destek olmaya başladı. Yazdığım şiirleri kendisine göstermeye başlamıştım. Okulda düzenlenen şiir yarışmasına katılmamı istedi ve yazdığım şiirlerden birkaç tanesini temiz dosya kağıdına geçirerek yarışma için ilgili arkadaşlara verdim. Bir süre sonra açıklanan sonuçlara göre yarışmaya katıldığım şiir 1.olmuştu.Kültür Edebiyat Kolu başkanı Mustafa Özçelik’ten ödül olarak çeşitli kitaplar almıştım.Yarışma dolayısıyla bizden iki sınıf üstte olan Mustafa Özçelik’le tanışmış olmamız bizim okumalar konusunda farklı bir çizgide yol almamıza kapı araladı. Okul dışında da görüşüyor, birlikte vakit geçiriyorduk. Daha çok kitapla tanışmaya başlamıştım artık. Bana bir kitap hediye etti; Sezai Karakoç’un Gül Muştusu isimli şiir kitabı.. Daha yeni yayınlanmıştı. İlk kez ismini bu kitapla öğreniyordum Sezai Karakoç’un. Heyecanla okumaya başladım. Kendime ait bir kitap,  üstelik hediye edilmiş bir şiir kitabının varlığı ile sevinçliydim fakat okuduğumu çok anlayamadığımı görünce biraz hüzünlendim.Tekrar tekrar okumaya devam ettim. Arkadaşlarım ders aralarında bahçede koşup oynuyorlar ben bir köşeye çekilip bu kitabı okuyordum. Okula gidip gelirken kullandığım toplu taşıma araçlarında da çıkarıp okumaya devam ediyordum. İlk okuyuşlarımda  her ne kadar anlamasam da şiirin bir çekiciliği vardı ki okudukça okuma ihtiyacı hissediyordum.Okudukça daha çok sevdiğimi,beni sardığını hissetmeye başlıyordum. Sezai Karakoç’un başka kitaplarını sordum, Körfez, Şahdamar, Sesler ve Hızırla Kırk Saati aldım.. İlk okumaya Sezai Karakoç’un şiirleriyle başlamış olduk. Ardından Sezai Karakoç’un diğer kitaplarını okumaya başladık. Bu kitapları Mustafa Özçelik’ten alıp okumuştum. Kitaplarla yakınlığımız arttıkça kitap dünyasındaki zenginliği tanıdıkça yeni bir dünyanın sınırları içinde gezindiğimizi anlamaya başlıyorduk.

 

 

Mustafa Özçelik’le birlikte okuldaki diğer arkadaşlarımızı tanıdık. Rahmetli Selahattin İpek, İbrahim Uysal, Kadir Atlansoy, Mustafa Işık, Ali Osman Gençoğlu, Vedat Şahin’le tanışınca daha çok onların yanında geçiyordu vaktimiz. Bu sayede Eskişehir kültür ortamını da tanımış oluyorduk.Eskişehir deyince akla gelen ilk isim kuşkusuz Atasoy Müftüoğlu’dur. Her ne kadar  Eskişehir’in kendisi için bir şey ifade etmediğini söylese de şehirde yaşayan kültür dünyasının sakinleri O’nun Eskişehir için ne anlam taşıdığını çok iyi bilmekteler. Atasoy abiyi tanımak sadece bir insan olarak onu bilmenin ötesinde yeni bir dünyayı tanımak, yeni bir kültürel coğrafyanın sınırlarını yeniden işaretlemek demektir bir bakıma.Evrensel bir bakış görürsünüz O’nda.Sadece içinde bulunduğunuz durumu tahlil ederek,neyi nasıl yapacağımızı tayin edemeyeceğimizi ifade eder.Bakışlarımızın yerel değil evrensel olması gerektiğini, çok geniş bir alana, geniş bir coğrafyaya uzanması gerektiğini söyler.

Böyle derin bir görüş felsefesine sahip kişinin etrafında elbette bir o kadar  geniş dost ve arkadaş çevresi olacaktır. Son dönemde Milli eğitim ve Kültür Bakanlığı görevlerinde bulunan  Nabi Avcı, Burhan Erdem, Nazif Gürdoğan, rahmetli Abdurrahman hocamız, Ahmet Kot olmak üzere çok geniş bir çevreyi tanımış olduk bizde.

İlk okuduğumuz Sezai Karakoç’a ait kitapların dünyası bizi daha yeni yeni basılmaya başlayan yerli düşünceye ait kitaplarla buluşturdu. Diriliş ve Edebiyat dergilerini düzenli olarak takip etmeye başlamıştık.Yeni çıkan sayılarını büyük bir heyecanla bekler,gelir gelmez alıp okumaya çalışırdık.Okuyabileceğimiz bu tür kitapların sayısı oldukça azdı.Yine Diriliş ve Edebiyat Yayınlarınca basılan her yeni kitabı takip ediyor, heyecanla kitapevine gelmesini bekliyorduk. Üstad Necip Fazıl’ın kitapları ile de bu dönemde tanıştık. Sezai Karakoç’un Diriliş yayınları arasında basılan kitapları ile birlikte Edebiyat Yayınları’nca basılan Nuri Pakdil, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören ve Nazif Gürdoğan’ın kitaplarını  yakından takip etmeye  başlamıştık.Düşünce  dünyamızı şekillendiren bu kitapları okurken okul kütüphanesinde güzel bir kaynak bulduk. Milli Eğitim klasikleri arasında basılan pek çok güzel eser burada mevcuttu ve bunları alıp okuma imkanımızın olduğunu görünce çok sevindik.Bu klasikler arasında Dostoyevski, Balzac, Hugo, Faulkner, Çehov, Kafka,gibi batılı yazarlar olduğu gibi, doğu klasikleri arasında da Hafız,  Mevlana, Seyyid Kutup, Mevdudi, İkbal, Gazali, Rabbani, Sadi, gibi doğulu yazarların da eserlerini bulup okumaya başlamıştık.Bu süreç bizim kitapla olan yakınlığımızın oldukça arttığı ve dünyamızın genişlediği verimli bir dönem olmuştur.

Mavera Dergisi’nin yayın hayatına başlamasıyla bu dergiyi çıkaran büyüklerimizle daha yakın bir ilişki içinde olduk. Biz de Yeni Devir Gazetesi’nde çalışıyorduk. Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Erdem Bayazıt, Nazif Gürdoğan, Alaeddin Özdenören, Atasoy Müftüoğlu, İsmet Özel gibi dönemin öne çıkan yazarlarının hem gazetedeki günlük yazılarını, hem dergideki yazılarını hem de yayınlanan kitaplarını sıkı takip eden okuyucu olduk. Süreli edebiyat dergilerini düzenli olarak takip ettik.

Okuma serüveninin ilk sınırları bu şekilde çizilirken, okuma kültürümüz, kültür dünyamız oldukça genişliyordu. Cemil Meriç, Yahya Kemal, Ahmet Muhip, Tanpınar, Ahmet Haşim, Nazım, Asaf Halet Çelebi, Nurettin Topçu, Mustafa Kutlu, Attila İlhan, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever’in aralarında bulunduğu geniş bir yelpazede sürdü okumalarımız.

Bütün çeşitliliğiyle sürdürmeye çalıştığımız okumalar esnasında titiz bir yöntem olarak bir yazarın ya da şairin bütün kitaplarını birbiri ardına okuma biçimini ne yazık ki çok geç fark edebildik. Yeniden okumalar yapabildiğimiz ölçüde bu toplu okuma biçimini sürdürmeye çalıştık. Bu tarz okumaların çok daha yararlı olduğunu keşke çok daha önce fark edebilmiş olsaydık. Bu konuda okumalarını nasıl yapabileceklerini soran gençlere şimdi şiddetle bu yöntemi tavsiye ediyoruz.Bu yöntem aynı zamanda yapılan okumalar sonucunda yazar ya da kitapları hakkında geniş bir çalışma ortaya koyma imkanı veriyor.

70li yıllarda başlayan okuma alışkanlığımızı, yaşanan tüm zor şartlara rağmen ısrarla sürdürmek isteyişimiz, elimizdeki tüm parayla kitaplar, dergiler almak, paramız olmadığında kitapevleri raflarındaki dergileri ayaküstü okumak hep içinde olduğumuz yürüyüşümüzün bize sağladığı imkanlar içinde gerçekleşmiştir.

Okumalarımız sayesinde aydınlandı yürüyüşümüz. Her biri birer ışıktır kitapların.Yürüyüşün başında ilk okunan bu kitaplar sayesinde aydınlanan yol bize çeşitli imkanlar sunuyor.Bunu değerlendirmek,ilk ışığı yakabilenlerin,yolunu bu ilk kitaplarla aydınlatabilenlerin önüne sonsuz imkanlar sunuyor.Bu imkanların nasıl güzel fırsatlar olduğunu ileriki yıllarda daha iyi anlayabiliyoruz. Okumanın,insanın kendini tanıması, keşfetmesi demek olduğunu anladığımızda hızlandı koşu…

Yol da güzel ..Yolculuk da güzel…