Şiir

Yedi Yüzyıla Yedi Nota

Paylaş

Do
Doğuş ve Söğüt

Dilsiz çocuk zaman
sözler dudağında çığ,
suskunluk yüreğinde kor,
gelip gidiyor okyanus göğsünde,
güneş, zamanın dudağından dökülüyor,
ufukta an kanatlanıyor, tohum kanıyor,
toprak uyanıyor, ışık yayılıyor,

hamd ve tesbih, tekbir ve tevekkül
dudaklarda, ertuğrul, osman ve edebali,
dilsiz çocuğun dudağına muştu oluyor,
bir fidan yükseliyor, uluçınara doğru,
anadoluya dolu dolu insan alnı değiyor,
secdelerce açılıyor zaman, secdelerde duruyor zaman
konuşuyor dilsiz çocuk
hayret makamında
Subhanallah!
Re,
Renk ve Ahenk

Renkleri giyiniyor toprak
ve gök ahengin tenini kuşanıyor.
Coğrafyanın her yanına,
Avrupa’nın öte ucuna,
Hint yarımadasına ve
Afrikanın derin gölgelerine uzanıyor Osmanlı renkleri.
Alabildiğine renk ve alabildiğine ahenk Osmanlı.
Söğüt’te tan yelinin sessizliğine düşüyor tohum.
Bursa’da Muradiye Türbesinin kubbesinde
ilk üç hecesini söylüyor zaman:
su, hava ve ilim
rengi ahenge çeviren,
sesi musiki yapan,
suskunluğu hikmet eyleyen üç şeyi
budaklarında saklayarak uzanıyor uluçınar:
su, hava ve ilim…
Mi
Misyon ve Dua

Kabuk çatlıyor, evrenin ahengi ve rengi ince bir filizin göğsüne sürgün oluyor.
Toprak kendinden beklenmeyene gebe oluyor,
hiçlik varlığa kanatlanıyor,
yokluk ve yoksulluk bir çadır direğinden bir samimi dua olup göğe yükseliyor.
Yesevi’in göklüce bakışı Anadolu ufuklarını süslüyor,
ötelere, daha ötelere akıyor ahenk ve renk.
Horasan erenlerinin tevekkül kokulu soluklarıyla harlanan ateş tutuşturuyor
Anadolu bozkırlarını
Ve hala Avrupanın yüreğinde
ince bir minarenin göğsüne değen Avrupalı şarapnel
Osman’ın göğsüne çarpıp düşüyor.
Mostar Köprüsünün kemerine sinmiş ince ruh
Tuna’yı seyrediyor Sultan Murad’ın gözleriyle.

Fa
Fatih ve Ney

Kapı hala açık
ve herkese açık…
Yedi iklimin insanları,
Camilerin, Kiliselerin., Havraların insanları
aynı kapıdan giriyor Osmanlı sayesinde.
Yedi iklimin rengi Osmanlı’nın kapısında ahenge bürünüyor.
Genç Fatih’in cengaver sesi ve
Akşemseddin’in derin hikmetiyle ahenk içinde açıyor zamanın kapılarını.
Övülen ordunun nal sesleri arasına,
övülen kumandanın sessiz duası bir ney gibi sokuluyor
ve sonsuz ahenk, sonsuza dek açıyor kapıyı.
ve hala öyle gül kokluyor Fatih,
gül kokuyor Istanbul……
Sol
Solgun Gül ve Ayasofya

Fetih ve Ayasofya ne kadar benziyorlar birbirlerine.
Fethin ikizi Ayasofya.
Beraber doğmuşlar, beraber boy vermişler.
Zaman onları ayırsa da,
hala yanyana duruyorlar.
Fetih Ayasofya kadar diri duruyor,
Ayasofya Fetih kadar geniş ve evrensel.
Fethin ve Ayasofyanın yüzleri solmuş o kadar
Ayasofya’nın yüzü gül kurusu,
Fethin gözü kirli deniz mavisi…
Coğrafyaların ırklara taksim edildiği,
insanların renkleriyle etiketlendiği bu çağda
Ayasofyanın kubbesinde evrensel hoşgörünün ruhu yankılanıyor.

La
Lale ve Leyla

Renk ve ahenk ney sesinin aradan çekilmesiyle yara aldı.
Alperenlerin nefesi, Yesevi’nin Edebali’nin sesi, Akşemseddin’in duası,
bir lale şehvetine çarpıp sustu.
Mevladan habersiz Leyla’lar zuhur etti aradan.
Leyla saltanat gecesini getirdi,
gün geceye ağarken saltanat düşük omuzlara kaldı.
Renkler dağıldı,
Hicaz, Trablusgarb, Yemen ve diğerleri
ayrılık rüzgarlarıyla kum fırtınasına kapıldı.
Kan düştü coğrafyaya, toprağa can düştü
Çanakkale’de, Ege’de, Doğu’da, Güney’de v Kuzeyde.
Tel koptu ama ahenk bozulmadı yine.
Renkler dağıldı ama silinmedi.
Yediyüz yıllık ahengin yankısı ta Avrupa’dan duyuluyor hala.
ve boyandığı renkleri yeniden hatırlıyor insanlar şimdi
ve uyanıyorlar rengarenk
Si
Sis ve Yeis

İstanbul’da son sabah…
Son Sultan’ın gözleri denize mıhlı…
Boğaz sisli, zaman puslu, gönül mahzun ve dudak suskun.
Dilsiz çocuk yine, zaman
Sözleri çığ ve gözleri derin mavi.
Dolmabahçe’nin saati yeni zamanlara yürüyor
Zamanın kadranı dönüyor,
‘Devlet-i Aliye’yi geride bırakıyor
Osmanlıyı çeyrek geçiyor saat.
Cumhuriyet uç veriyor zamanın beri kıyısında…
Yine yeni umutlarla yeni bir çınar boy veriyor
Yüzü batıya dönük, gözü güneşin battığı yerde,
doğuşu arıyor, solgun ufuklarda…
Do
Doğuş Yeniden
…………..