Öykü

Yansıma

Paylaş

“Kalbim seni kaç dağa dağıtmalı bilmemki?
Her dağın çiçeğinde unutursun kendini”
i.e.

“Kıyafetinizi düzeltiniz!” yazısının altında yeralan saçlarını düzeltti.
Zorlu geçen bir minübüs yolculuğunun tozlu izlerini parmaklariyla silkeledi.
Alnına düşen perçemlerini arkaya attı.
Gözlerine baktı.

Kimin kime baktiği, kimin gerçek kimin yansıma olduğu bilinmez oldu? Ellerinde sari Dosyalarla koşturan insanların telaşlı, ürkek ayak sesleri, kahverengi haleden siyah gözbebeğine akan düşle silindi.
Denetçinin sokak kabadayısını hatırlatan o sesini unutamamıştı.
Asağılanmış, sindiririlmiş, tehdit edilmişti. Uzamış sakalı, kot pantolonu ve serseri bakışları yerini ürpertiye, nizami kıyafete bırakmıştı. Korku paronoyası günlerini yalnızlık mahşerine dönüştürdü.
Zirvesinde ihanetin bir vasak kıvraklığıyla kaydığı bu dağ kuytusuna öyle günler geldi.
Geçmedi.
Bir benliği, kişiliği ve onuru yırttı gitti günler.
Geçmedi.

O demlerde düştü aklına “Kim gerçek kim yansıma?” sorusu.
Saatlerce kahverengi haleyle siyah gözbebeği arasında “Yansıma kim gerçek kim?”in cevabını aradı.
Bazen darmadağınık odayı toplamayı, yazmayı umarak aldığı kağıtları masaya koymayı ve yazmayı, yorula kadar yazmayı hayal etti.
Çoğu kez hayal etmekle kaldı.

Yazarsa yüreğinin ferahlayacağını biliyordu.
Bildiği çoğu şeyi yapamadığı gibi bunu da yapamadı.
Yapmasi gerektiği şeyleri yapamayan -yapmayan- insanların düştüğü vicdan ateşine o da düştü.
Korku kaynaklarına olan duyarlılığı artırıyordu.
Üç kilometre uzaktaki araba sesi, unutulmamışlığın, hala hayatta olmanın ve yalnızlık mahşerine düşen kabusların habercisi olurdu.
Gurbeti, hasreti ve korkuyu yoğurduğu kahverengi hale, siyah gözbebeğinde vuslatı umardı.

İçinde bulunduğu acınası durumu unutmak için bilinci mayhoş bir serhoşluğa tutulana kadar sevdaya, ayrılığa, hüzne dair türküler dinlerdi.
Her şeyi böyle acınası yapan biraz da kendisiydi.
Asaletine tutkun olduğu hüznün onda hastalık olduğunu anladığında da hüzünlendi!

Köşeye sıkışmış, kapana yakalanmış av imgesiyle kendine çok benzeyen fare ve ailesini zehirlediğini hatırlayınca kapıyı çalan yine hüzündü!
Oysa bu köhne toprak lojman eskisinin ilk ve doğal sahibi onlardı…
Kahverengi haleden siyah gözbebeğine gerçeği arayan gidiş gelişlerinde keşfetti, gözlerini kapatınca her şeyin kapandığını.

Kapanırdı bu kırık şive bu kül rengi kabuslar.
Bir ceylan seker gelirdi göz kapaklarından içeri.
O ceylanın gözleri düşerdi gözlerine.
Gözlerini açmak istemezdi.
Açmayınca gözlerini ceylan kalacak sanırdı.
Derin içten bir of çekerdi.

Kalbim seni kaç dağa dağitmalı bilmemki? Her dağın çiçeğinde unutursun kendini.
Bir sitemdi, dört duvara birden çakılan.
Telefonla konuşurken akım kesilirse “tayfalar 1” akim varsa “tayfalar 2” diye şifrelemesi gerektiğini öğrendi ilkin sonra bu küçük şeylerin buralarda büyük ve hayati mutluluklar olduğunu dostlarıyla paylaşmayı.
Anılmayı umarak anlaşılmayı beklemek, hoş sadanın kubbesinde sükuta ses vermekle olurdu.

Kalabalıkta yalnız kalmakla yalnızlık edebiyatı yapmanın, gerçek yalnızlıkla yalnız kalınca ne kadar yapay olduğunu, o derin bakışların dört duvara gücünün yetmediğini anlatırdı dostlarına.
Kubbede sükut ses verirdi belki.
Evdeki küçük aynanın üst köşesine “Şüphe” yazısını yapıştırdığını hatırladı “Kıyafetinizi düzeltiniz!” yazısını gözlerken.
Üç buçuk saatlik toprak yolun üzerine çöken tozu böyle parmak darbeleriyle atamayacağini farketti.
Yansımanın o boşvermiş tebessümüne baktı.

Hafizasının bile şüphe ateşine tutulduğu yerde bu yansımada ne bulmaya çaliştiğina yansımadan bildik tebessüm cevap olarak geldi.
Fizan’a sürülmüş bir şairin notlarını getirmişti muhtar.
Kenarlarından yırtılmış iyice yıpranmış, kahverengiye yakın sarı renkte bir tomar kağıt.

Şiir ya da sanat değeri olan anı, günlük bulmayı umarken siyasal bir sövgüyle karşılasınca şaşırmıştı.
Şairce sövünce onun için değişik bir eğlence olmuştu.
Hele bir dize onu çok güldürürdü.
“Burası (…) Fizan / Ne kanun var ne nizam / Yat uzan (…) para kazan” bu dizeyi “Kıyafetinizi düzeltiniz!” yazısının altına yapıştırırsa ne kadar güzel olacağını düşündü.
Eski yazılı kağıtların içinde bir define haberi bekleyen muhtarın gerçeği duyunca geçirdiği şok her aynaya bakanda yinelenecekti.
Boşvermiş tebessüme bir muzırlık eklendi!
-Denetçi sizi bekliyor…
Elindeki savunmayı ikiye katladı, kapıyı vurup(!) içeri girdi.