Mavi Kalem

Ya ben öleyim mi söylemeyince

Paylaş

Bütün ihtimaller için özenle bir kapı aralıyorum. Ya güneş bugün doğmazsa… Ya saçlarım savrulmaktan, gözlerim görmekten usanırsa… Ya gökyüzü alevlenirse… Ya aldığım nefes ben sana küstüm diye yolunu çevirirse… Ya parmaklarım tanımazsa elimi; ayaklarım yürümekten vazgeçerse… Ya turnaların kanadı tutuşursa… Ya her şey kelebek olursa… Ya (Nasreddin Hoca’nın komşusu gibi değil elbette) başımı pencerelerde unutursam… Ya dilim düğümlenirse…

Ya dalgınlık yürürse içimdeki dağlara… Ya ben içimdeki dağlarla dalgınlığa yürürsem…Ya uykuya bürünürsem, uykuyu bürünürsem, uyku, sıra sende diye beni alırsa koynuna… Ya kendi ayaklarımla gidersem, kendi ellerimle soyunup girersem dalgınlığın koynuna…

Ya masalımı okuyamazsam…

Ya masalım sonuna kadar okunmayacak bir masalsa.

Ya masal sandığım şey masal değilse.

Ya başkasının masalını kendi masalım sanıyorsam, kendi masalımı okumayı öğrenememişsem.

Ya masal değil de masal içinde bir cümleyse yaşadığım, yaşayacağımsa cümlenin virgülden sonrası.

Peki, masal olmayan ne?

Güzel mi?

Gökyüzü mavi mi?

Yıldızlar gecenin kandilleri mi?

Bu ağaç ardıç ağacı mı?

Çağla dünyanın her yerinde yeşil mi?

Ya bütün sorular karşılıksız kalırsa… Ya sorusu olmayan cevaplar istila ederse beynimi… Ya dünya işaret parmağı ağzında donup kalırsa benim farkıma varıp…

Bunlar olmayacak, bekle, diyorum kendime… Sonra, bunlar olacak bekle…

Sevgilimiz ölüm de beklesin, beklemenin şehvetiyle daha bir keskinleştirsin bakışlarını, daha bir süzsün gözlerini… Bizi gölgeler ülkesinden çekip alma vakti geldiğinde işini bilir o; insanız ya vadesinde sevişiriz toprakla…

Madem vadesinde sevişeceğiz toprakla, niye söylüyoruz ırmakta akanın su olduğunu. Niye güne bakıyoruz, gün geçiriyoruz, gün geçmiyor diyoruz, gün sayıyoruz; sayıklıyoruz…

Galiba şair haklı; “Ya ben öleyim mi söylemeyince”…