Öykü Mahzeni

Tırı Vırı

Paylaş

Bakırcılar Çarşısı her zamankinden kalabalık.
Siyah giysili genç adamlar, birbirini ite kaka yaklaşmaya çalışanlar, onlara eşlik eden esnaf…
“Ne bu?”
“Vali Bey geziyor.”
Soran Deli Rasim.
Nasıl oluyorsa kalabalığı yararak valinin tam karşısına geçiyor.
Çay ocağında ikram edileni içiyorlar.
Rasim’i henüz tanımıyor vali.
Özel kalem müdürü Tınaz Bey, üstü başı perişan, pis pis kokan adama bakışları takılan valinin kulağına eğilerek,
“Efendim, kentimizin süslerinden Deli Rasim,” diye fısıldıyor.
Rasim gürlüyor:
“Deli senin babandır!”
Vali ne diyeceğini şaşırıyor. Gülümseyerek ve korkarak bakıyor.
Başıyla selam verir gibi yapıyor.
“Ne dedin Vali Bey?”
Korktuğu başına geliyor,
“Nasılsınız efendim?” diyor kekeleyerek.
“Cennetlik!” diyor Rasim.
Vali gülümsemeyi sürdürüyor.
Özel kalem müdürü eğilip yine bir şeyler söylemeye çalışırken Deli Rasim bu kez daha sert bir sesle,
“Müdür, adam sağır mı? Kendisi konuşsun,” diyor.
Vali, sorumluluğun tümüyle kendisine yıkıldığını düşünerek olduğu yerde kıvranırken bu kez imdadına Kalaycı Tevfik yetişiyor:
“Rasim, valimizden istediğin bir şey var mı?”
Kısa bir sessizlik oluyor. Vali merakla bekliyor. Rasim, ela gözleriyle dik dik bakarak,
“Vali Bey işin tırı vırı!” diyor.
Vali anlamıyor.
Ortalık buz kesiyor.
“Ne demek istedi?” der gibi bakıyor kalaycıya.
Adamcağız, “Efendim, Rasim kardeşimizin parolasıdır bu. Yani Allah yardımcınız olsun, formalitelerle uğraşıyor, çok yoruluyorsunuz demek istiyor,” diyor.
Vali gülümsüyor tekrar:
“Ne demek efendim, vazifemiz. Sizlere hizmet edebilirsek ne mutlu bize.”
Cesaretleniyor vali, muhabbeti bir adım ileri götürme isteğiyle,
“Efendim siz cennetliksiniz maşallah. Tanıdık, çok sevdik. Kişi sevdiğiyle berabermiş, bizim için de bir ümit var mı?” diyor.
Rasim sırıtıyor:
“Vali vali, boşuna heveslenme, sen cehennemliksin!”
Vali sürdürüyor muhabbeti:
“Ama biz sizi çok sevdik, bir torpil…”
Rasim gülüyor bu kez:
“Tamam vali tamam, seni kurtarırız!”
Vali, “Efendim yaş kaç?” diye soruyor.
Rasim, “Üç,” diyor.
Vali şaşırıyor.
Kalaycıya bakınca, “Efendim,” diyor adam, “Rasim hep üç yaşındadır.”
“Hımm…” diyor vali.
Özel kalem müdürü, Rasim’e,
“Güzel abim, Vali Bey’in programı yoğun, müsaaden olursa…” diyor.
Rasim,
“Tamam müdür tamam. Senin de işin gücün tırı vırı…” diyerek uzaklaşıyor.
Cumhuriyet Caddesi’nde refüjde pantolonunu indirip işiyor.
Telefoncu Tahsin’in çırağı koşuyor,
“Abi ne yapıyorsun, şurada tuvalet var!”
Camiyi gösteriyor.
Pantolonunu çekiyor, ilikliyor,
“Orası cami, tuvalet değil!” diye çıkışıyor.
Dükkânın önünde leblebi kavuran Kuruyemişçi Serdar onu görünce,
“Rasim bekle,” diye içeri giriyor, bir naylon torbacıkla çıkıyor, uzatıyor.
Çekirdeği görünce keyifleniyor.
En sevdiği şey sokakta çekirdek çitlemek.
Açıyor poşeti, çitlemeye başlıyor.
Az sonra Radyocu İrfan dükkândan fırlayıp,
“Rasim Rasim, baksana!” diye sesleniyor.
Dönüyor.
Adam yanına geliyor. Soluk soluğa,
“Bi’ şey soracağım,” diyor.
“Sor,” diyor çekirdek çitleyerek.
“Sen şey demiştin ya bana, geçenlerde, Seyfettin’in evi yanacak diye…”
“Hee.”
“Yandı biliyor musun?”
“Eee?”
“Nereden bildin?”
“Allah söyledi,” deyip gidiyor.
İrfan, kalabalığa karışan adamın ardından bir süre bakıyor.