Röportaj

Sinema medyayı sorguluyor

Paylaş

İstanbul Kanatlarımın Altında, Ağır Roman gibi filmleriyle 1990’lı yıllar Türk sinemasına canlılık ve hareket kazandırırken farklı kesimden bir çok insanın eleştirilerinin hedefi olan yönetmen Mustafa Altıoklar, ‘İşgal Altında İstanbul’ projesinin olgunlaşmasını beklerken yeni bir filme motor dedi bugünlerde.

Çekimler öncesi konuştuğumuz Altıoklar, filmin medya eleştirisi yapmaktan öte neden röntgenci bir toplum haline geldiğimizi sorguladığını anlatıyor. “Elimizdeki dergi, gazete ya da televizyonlarda artık başkalarının başına gelmiş faciaları, dizi film takip eder gibi takip etmeye başlamamız, beni böyle bir konuya yöneltti. Hepimiz de koltuklarımıza oturup başkalarının başına gelmiş felaketleri rahat rahat seyrediyoruz. Başka hayatları izleyerek ‘aman iyi ki benim başıma gelmedi’ rahatlamasını yaşatan toplumsal gerekçeler neler? Bir facia haberi varsa onun üstünde duruyoruz. Birisinin intiharı, birisinin cinnet getirip ailesini doğraması, bilmem nerede polisin yaptığı işkence.. bunlar gösterilmesin demiyorum ama bunları izler bir toplum haline gelmemizden dolayı açıkçası korkuyorum. Nereye gidiyoruz? ” diye soran Altıoklar, “Çocuklarımız da seyrediyor bütün bu dehşetengiz tabloları..Bu anlamda halk böyle haberleri talep ediyor, diyen bir kolaycılığın da arkasına sığınıp bunları sunmak gerekli değil. Olmaması gerekir diye düşünüyorum, ahlâklı değil diye düşünüyorum. Ölümlerin gösterilmesi, savaşların naklen verilmesi, çok ahlâksız bir televizyonculuk anlayışı gelişti. Burada sadece televizyoncular suçlu demek de mümkün değil. Bunu tüketen halkı da bu noktada suçluyorum. Röntgenci pozisyonunda bulunan da halk aslında. Hepimiziz” şeklinde konuşuyor.

Habercinin vicdanı olur mu?

Altıoklar, Asansör’le insanların dikkatini bu konuya çekmeyi ve doğru çözüm yolları bulabilmek için tartışılmasını sağlamayı istiyor. Altıoklar’a son dönemde Hollywood’da da medya eleştirisi yapan filmlerin sayısında artış olduğunu hatırlattığımızda medyanın böyle futürsuzca saldırganlaştığı bir dönemde öncelikle bundan sanatçıların rahatsız olduğunu belirtiyor ve sanat eserlerinin sonuçta bir rahatsızlıktan ve toplumsal bir sancıdan ortaya çıktığını ifade ediyor. ‘Artık televizyon haberlerini izleyenin, izletenin ve izlenmesine araç olan medyanın müstehcen tavır içine girdiğini düşünüyorum” diye konuşan Altıoklar’ın filminde, eleştirdiği medya sisteminin içinde varolan isimler de rol alıyor. Deniz Arman, Hakan Aygün gibi habercilere de filminde rol veren Altıoklar, kimseye kişisel eleştiri getirmediğini belirterek, sonuçta herkesin bu medya ortamından rahatsızlık duyduğunun altını çiziyor. “Filmlerimizin galalarına artık kültür sanat muhabirleri değil, magazinciler geliyor” diyerek, duyduğu rahatsızlığı dile getiren Altıoklar, gazetelerde kültür sayfaları kıyıda köşede kaldığı ya da tamamen ortadan kaldırıldığı için magazincilerle muhatap olmak zorunda kaldıklarını sözlerine ekliyor. Asansör’de medyanın kamuoyunun haber alma özgürlüğü adına başka hayatları acımasızca harcaması üzerinde duran Altıoklar, asansörde dört gün rehin kalan bir haber programcısının, mağdur ettiği bir karakterin avukatı tarafından vicdanî muhasebeye çağrılarak kendini ve yaptıklarını sorgulamasını hikâye ediyor.

Özeleştiriye ihtiyacımız var

Özen Film, Plato Film ve Arzu Film’in ortak yapımı olan filmini üç haftada çekmeyi planlayan Altıoklar, Ekim ayı içinde de filmin vizyona gireceğini öngörüyor. Filmin oyuncu kadrosunda Ağır Roman’dan da hatırlayacağımız Mustafa Uğurlu’nun yanısıra Arzu Yanardağ, Demet Şener, Funda Barın, Emre Altuğ ve Nurseli İdiz gibi ünlü isimler de yer alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini, çektiği kliplerle adını duyuran Ömer Faruk Sorak, sanat yönetmenliğini de Mustafa Ziya Ülkenciler üstleniyor. Kadroda Deniz Arman ve Hakan Aygün gibi isimlerin de olduğunu öğrenince kaçınılmaz bir biçimde soruyoruz neden eleştirdiği medya sistemi içinde yer alan ve insanların acıları üzerinden rating alan habercilere rol verdiğini. “Hepimizin daha ahlaklı bir haber alma sistemi oluşması talebimiz var. O nedenle pek çok arkadaş hiç para almaksızın bu projenin içinde bana ve konuya destek olmak üzere yer alacaklar” diyor Altıoklar ve ekliyor; “Nihayetinde televizyon kutusunun içine girdikleri zaman elbette rating kaygısı taşıyorlar. Varolan sistem içinde belki yapacakları başka birşey olmadığı için bir tavır sergiliyorlar. Ben kimseye bireysel eleştiri hiç kimseye getirmek istemiyorum. Çünkü haber almak hepimizin istediği bir şey. Dolayısıyla iletişimcilere, medyaya çok ihtiyacımız var.” Ünlü yönetmenin eleştirisi bunun son yıllardaki uygulanış biçimine. Bir kişiye yönelik eleştiri değil, medya sistemine bir eleştiri değil. Çünkü buna ihtiyacımız olduğunu söylüyor: “Ben de medyacıyım bir taraftan. Sonuçta ben de sinemacıyım, iletişimciyim. Benim de söyleyeceğim sözler bir sanat eseri çerçevesinde oluyor ama ben de bir fikir ortaya atıyorum ve o fikir üzerinde tartışmalar yaratılıyor, konuşuluyor, gelecek kuşaklara kalıyor. Sonsuza kadar yaptığım ve filmler kalacak artık. Yapacağım filmler de kalacak. O anlamda ben de iletişimciyim. Çuvaldızı başkasına iğneyi kendime batırıyor falan değilim. Çuvaldızı kendimize batıralım diyorum zaten”

Medyatik isimler vitrin

Mustafa Altıoklar görünürde medyatik isimler kullanıyor filmlerinde ve eleştirilere de maruz kalıyor bu yüzden. Ancak Altıoklar, eleştirileri haksız buluyor. Çünkü o aynı zamanda tiyatrodan sinemaya iyi oyuncular ithal eden bir yönetmen. Söz yine Altıoklar’da “Demin saymadım, Burak Sergen de oynayacak bu filmde. İstanbul Kanatlarımın Altında Burak Sergen’in, Ege Aydan’ın ilk sinema filmiydi. Ben hep beni eleştirmeye çalışan çok önyargılı bir grup insan olduğunu düşünüyorum. Beni eleştirdikleri için asla suçlamıyorum. Ama beni tanımadan eleştirdikleri için elbette suçlama hakkım olduğunu düşünüyorum. Beni karalamak için önyargıyla eleştiriyorlar. O durumda da bir şeyi kaçırıyorlar. ‘Medyatik isimleri oynattığı için filmleri iş yapıyor’ diye bir cümle kuruyorlar. Bu cümlenin altına yazılabilecek iki cümleyi asla göremiyorlar. Evet belki adam medyatik isimleri kullanıyor ama bunun yanında da Türk sinemasına gerçekten kazandırdığı oyuncular var bu adamın. Biz buna niye gözümüzü kapatıyoruz. Nasıl bu kadar önyargılıyız.” Medyatik isimler kullanmanın ise filmin satışı ve pazarlanması için bir zorunluluk halini aldığını kabul ediyor Altıoklar. “Filmler üç beş kişinin seyretmesi için değil geniş kitlelerin, dünyanın seyretmesi için” diyen yönetmen Demet Şener’in filmin vitrini olduğunu da açıkça söylüyor.

Eleştiri kültüründen mahrumuz

Medya eleştirisi Amerikan sinemasında sıkça konu edildiği halde Türk sinemasında yeni yeni ele alınıyor. Bizim bu kadar geride kalışımızı eleştiri zeminine sahip olmayışımıza bağlıyor Altıoklar ve şöyle sürdürüyor sözlerini; “Amerikan sineması da medya eleştirisine son zamanlarda önem veriyor, doğrudur. Ama Amerikan sineması hukuk sistemini de çok eleştirir, yaptığı savaşları -bir kahramanlıktır savaş bir ülke için- ama o kahramanlığını bile bazen eleştirir. Vietnam Savaşı’ndaki haksızlığını eleştirir Amerika’nın. Bazıları da över. Amerikalılar kalkar kendi hapishanelerinde yapılan işkenceleri eleştiren filmler de çekerler. Bizde yanlışlık bu noktada. Biz duyguları ile mantığı arasındaki çizgiyi keskin hatlarla çizmiş bir toplumuz. Biz bunu yaptığımız zaman toplumumuzun ya bir kesiminden ya diğer kesiminden eleştiriler alıyoruz. Mesela İstanbul Kanatlarımın Altında filminde Osmanlının kötü gösterildiğine dair bir takım fikirlerle bana karşı çıkan bir cephe vardı. Osmanlı’yı kötüleyen falan bir film değildi o. Osmanlı’nın kötü olan bazı taraflarını anlatmaya çalışan bir filmdi. O kadar tek taraflı bakılıyor ki bazı meselelere … Filmde Osmanlı’nın bazı kötü taraflarını anlatan bir yapı vardı elbette. Bunu inkar etmiyorum. Kendi filmimin arkasında hep durdum, o zaman da durdum, hâlâ da dururum ama diğer taraftan dünyada uçan ilk insanın bir Türk olduğunu anlatıyordu o film. Çift taraflı bakmayı beceremiyoruz ne yazık ki..Aynı şekilde İsmail Güneş’in son çektiği filmle ilgili olarak inanamadığım bir şeylikle karşı karşıya kaldım. Şoka girdim. Aytaç Arman’ın ve Yılmaz abinin (Atadeniz)’in filmin engellenmesine dair demeçlerini okuduğum ya da duyduğum zaman.”

Gülcan TEZCAN
Sümeyra YILMAZ