Mavi Kalem

Sıcaktan bunalınca…

Paylaş

Sıcaktan bunalınca ne yaparsınız desem bir düzine bunalım ilacından bahsedersiniz kaşla göz arasında… Kaşınızdan çiçekler gözünüzden aydınlık eksik olmasın; ben yine de sıcaktan bunalınca ne yaparsınız diye sorayım da günah benden gitsin…

Birinci adam/birinci kadın: Kabak çiçeği gibi açılırım, af buyurun soyunurum.

İkinci kişi: Klimayı on beş dereceye ayarlarım.

Üçüncü kişi: Keten giyerim keten/Kurtulurum her dertten…

Dördüncü kişi: Gün boyu soğuk limonata içerim, çikolata perhizi yaparım.

Beşinci kişi: Kardeş, çıkacaksın buradan, şöyle dört başı mamur bir tesise kapağı atacaksın, oh, hizmet dört dörtlük, çıkacaksın havuzdan gireceksin havuza, gireceksin havuzdan çıkacaksın havuza, yanında on sekizinde bir hatun, akşamüzeri esecek serin mi serin, biranı yudumlayacaksın, böyle sudan çıkmış tavuk gibi terlemeyeceksin orda, vereceksin ayarı, vereceksin ayarı, ruhun duymayacak sıcağı, vallahi sıcak mıcak bahane, on yaş gençleşeceksin…

Altıncı kişi: Sıcaktan bahsetme birader, günaha giriyorum, baksana memleket gâvur şeyi gibi yanıyor, o şeyin çağrışımlarıyla günaha giriyorum.

Yedinci kişi: Vallahi biz ne sıcaklar gördük, sıcak bize işlemez, hem tatil denilen o gâvur icadı neyime, işime gücüme bakarım…

Sekizinci kişi: Bu akşam Kurtlar Vadisi var mıydı?

Dokuzuncu Kişi: Ağabey, gâvurlar bir gömlek icat etmişler, hava nasıl olursa olsun, vücudun ihtiyacı olan sıcaklıktan fazlasını geçirmiyormuş, kışın sıcak yazın serin tutuyormuş…

On birinci kişi: La oğlum, onu tasarlayan mutlaka bir Türk’tür. Herifin kıymetini bilmiyoruz, gidiyor ecnebi memleketlerde hünerini icra ediyor, sonra da eşek yükü para ödemek zorunda kalıyoruz. Layık mıyız lan bu cehennem azabına…

On ikinci kişi: Ben giderim Bodrum’a…

On üçüncü kişi: Bizim hane bodrum katta, ağabey, siz on dördüncü katta nasıl duruyorsunuz sıcaktan, geceleri nasıl uyuyorsunuz?

On beşinci kişi: Altın hızma mülayim/Seni haktan dileyim/Yaz günü Temmuz’da/Sen terle ben sileyim…

On altıncı kişi: Küresel ısınmaya diyorlar da, bu işin altında kesin bir bit yeniği var. Beni konuşturmayın. Bu devlet memuru halimle siyaset miyaset yaparım şimdi…

On yedinci kişi: Asfalt altmış derece… Lastikler ayvayı yedi…

On sekizinci kişi: Türkiye Çöl Olmasın!

On dokuzuncu kişi: Ulan kokacağız yahu. Hem sıcak, hem sular kesiliyor. Ne yapacağız şimdi.

Yirminci kişi: Barajı aştık. İktidarız. Dört mevsim mutedil olacak…

Yirmi birinci kişi: Hükümetin beceriksizliği, ne yapacaksın. Bir de utanmadan seçim bahanesiyle ortalığı kızıştırıyorlar. Sandıkta görüşeceğiz.

Yirmi ikinci kişi: Her şeyin üstüne bir bardak soğuk su içeceksin…

Yirmi üçüncü kişi: Biz yalnızca klima yaparız…

Yirmi dördüncü kişi: Kerbela! Ey Kerbela…

Yirmi beşinci kişi: Ay, bikinilerimi aldım, çok şirin, iki maaşımı verdim ama değer, hele bir gideyim tatile, ne çok eğleneceğim, yüreği hoplayan hoplayana…

Yirmi altıncı kişi: Hangi aydaydık biz?

Yirmi yedinci kişi: Türk milletine sıcak mı söker kardeşim, bırakın şikâyeti, biraz vakur olun, bize bu yakışır…

Yirmi sekizinci kişi: Hafta sonu gittik derenin çıktığı yere, çilingir masasını çınarın altına suyun içine kurduk, çıkardık pabuçları, sıvadık dizleri, mangal bir yandan, suda çatlayan karpuzlar bir yandan, teybe de Müslüm babayı koyduk, sıcak burada var arkadaş, sıcak varsa arada bir kaçacaksın, götüreyim seni…

Yirmi dokuzuncu kişi: Ahmet Rasim üstadımızın sıcaklara dair bir yazısı var mıydı?

Otuzuncu kişi: Kahrın da hoş, lütfün de hoş… Vardır Rabbimizin bir bildiği…

Otuz birinci kişi: Serçe yavrularını düşün, mayışmış. Sıcak erkek milletine yaramıyor birader. Hele bir kış gelsin. Üç, dört! Üç, dört. En azından tabii…