Kısa Kısa Söyleşi

Şahin Taş

Paylaş

Kısa Kısa Söyleşi’ler Şahin Taş ile devam ediyor. Kendisini daha çok, haiku formunda yazdığı şiirler ve şiir üzerine yazdığı akıcı günlüklerinden tanıyoruz. Bize vakit ayırdığı için teşekkür ederiz.

Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

-İlkokul yıllarında.

Çocukken tanınmış bir edebiyatçı olacağınızı tahmin eder miydiniz?

-Hayır.

Çalışkan bir öğrenci miydiniz? Hangi dersleri sever, hangilerinden hoşlanmazdınız?

-“Orta şekerli.” Bu söz ilkokul üç’te durumumu öğrenmek için okula gelen anneme öğretmenimin cevabıydı, hiç unutmam. Başta matematik olmak üzere sayısal derslerden nefret ederdim. Lise yıllarında sürekli bütünlemelere kalmaya başlayınca “Niçin bir edebiyat lisesi kurulmaz, hiç sayısal dersin olmadığı.” diye yakınır dururdum. Şimdiki sosyal bilimler liseleri tam bana göreydi. Bana göreydi de o zamanlar kimseler akıl edip de açmamıştı bu liseleri. Bir ben akıl etmiştim 🙂

O yıllara ait ilginç bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız?

-Bir anı değil de bir dizem var: “çekerken kulağımı matematik dersinde pek sayın öğretmenim”

Nasıl yazarsınız? Konu arar mısınız?

-Düz yazı için notlar alırım. Uygun bir anda o notları düzenlerim. “Şiir Sanatı Üstüne Günsüz Günlükler” böyle doğmuştur. Şiir çok bekletir, geldiğinde de uzun sevişiriz.

İlk yazdıklarınızla şimdikiler arasında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Edebi anlayışınız ne gibi değişliklere uğradı?

Gittikçe sözcükleri daha da tartarak kullandığımı hissediyorum. Ancak sanata bakışım pek değişmedi. Edebiyat benim için o zaman da üzerine titrenilmesi gereken, kuyumcu titizliği gerektiren bir alandı, şimdi de öyle. O yüzden bu titizliği göstermeyen şair ve yazarları okuyamıyorum.

En çok hangi yazarları okudunuz? Hangilerinin etkisi altında kaldınız?

-Akademisyen arkadaşım Yılmaz Evat bu konuda, bir kitabımdan yola çıkarak, bir çalışma yapmış, bir sempozyumda da sunmuştu bildirisini: “Anı Döken Bahçe’de Metinlerarası İlişkiler.” Orada birçok şairle, yazarla, metinle şiirlerim arasında bana da ilginç gelen bağlantılar kuruyordu. Bunlar arasında Yunus Emre, Fuzûlî, Şeyh Gâlip, Fahruddîn Er-Razi, Kaysın Kuliev, Albert Camus, Dağlarca, Necatigil , Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Cemal Süreya, İsmet Özel, Sina Akyol; Kur’an-ı Kerim, Su Kasidesi, Gılgamış Destanı, Don Kişot, Anna Karenina… gibi isimlere rastlamak mümkündü. Demek ki bunlardan etkilenmişim.

Şimdi edebiyat sahasında bir şeyler hazırlıyor musunuz? Yeni projeleriniz var mı?

-Yeni şiir dosyam oluşuyor. Küçürek öyküler birikiyor. “Günsüz Günlükler” için zaman zaman notlar alınıyor. Üzerinde yıllardır çalıştığım kıpkısa şiirlerden oluşan bir seçki çalışmam var. 300-400 sayfalık. Şimdilik duruyor.

Bugünkü edebiyat hakkında düşünceleriniz nelerdir?

– “Günsüz Günlükler”de şiir için şöyle bir saptamam vardı, o hâlâ geçerlidir: “Eski çağlarda şiir söylenirdi, sonra yazılmaya, derken yapılmaya başlandı; buna koşut olarak, önceleri şiir dinlenirdi, sonra okunur oldu, derken şiire bakılmaya başlandı; hem de uzaktan bakılmaya!”

Edebiyatımızın gelişmesi için neleri gerekli görüyorsunuz?

-Edebiyatın gelişmesi için şu üç sac ayağının topal olmaması lazım: Yazar, yayıncı, okur. Ayrıca devlete, özellikle Kültür Bakanlığına da büyük görevler düşüyor. Müdahale etmeden sanatçıya gerekli özgür ortam sağlanmalı ve sanat, sanatçı maddi olarak desteklenmeli. Yayımlanan kitaplardan ayrım yapılmadan satın alınarak kitap yayımlama işi teşvik edilmeli.